Kenya

Kenya yetu nzuri (Bizim güzel Kenya’mızda)
Hakuna Matata (Sorun Yok)
Tarih: Temmuz 2005

Uçağımız Mısır’da aktarma yapacağından pilotumuz Kahire üzerinde bize bir kıyak çekiyor. Piramitleri tepeden şöyle bir turluyoruz.

Kahire’de kısa bir bekleyişin ardından uçağımız kara Afrika’ya ilerliyor. Uçsuz bucaksız çöller altımızda. Alabildiğine kahverengi toprak denizi. O an aklıma Moskova’dan Yekaterinburg’a uçuşum geldi. Altımızda uçsuz bucaksız orman denizi yatıyordu. Şimdi ise o yeşil yerine sürekli kahverengi. Bıkmadan usanmadan kahverengi. “Tanrının adaleti bu mu?” diyesim geliyor ama altımızda bulunan çöllerin bir kısmının bir zamanlar deniz olduğunu hatırlıyorum.

Uçakta gevezeliğe başlıyoruz. Gevezeliğimden bir çoğu hoşlanmıyor. En hoşlanmayanı da bir grup Türk turisti safariye götüren tur operatörü. Turistlerin “Sarı Humma” aşısı vurulmamalarını yadırgıyorum.

Afrika’ya seyahat edecekseniz veya Afrika’da yaşıyorsanız kesinlikle bu ölümcül hastalığa karşı aşılanmanız gerekir. “Hepatit B” ve “Tetanos” aşıları veya “Sıtma” haplarını alıp almamanız biraz size kalmış. Ama “Sarı Humma” aşısını riske atamazsınız. Fakat, turistler bu aşının varlığından bile haberdar değildi. Alın size tam Türk işi safari.

Uçağımız Doğu Afrika’nın en modern ülkelerinden birine, Kenya’ya konuyor.

 

Nairobi

Nam-ı diğer “Nairobery”. İngilizce’deki “Robery” yani hırsızlık kelimesi Nairobi’ye uyarlanınca, şehrin lakabı “Nairobery” oluvermiş.

Bu lakabı uydurmak için fazla hayal gücü de kullanılmamış doğrusu. Şehrin ara sokaklarına girmek her baba yiğidin harcı değil.

Aslında şehrin ismi, Masai dilinde “Ilık su” anlamına geliyor.

Yeşillikler içindeki bu şehirde ekvator çizgisinde olduğunuzu fark etmiyorsunuz bile. Şehrin rakımı yüksek olduğundan dolayı, şehir yazın bile serin. Yıl içinde oldukça fazla yağmur alıyor.

Şehrin göbeğinde on sekiz kilometre kareye yayılmış milli park bulunuyor. Bu parkın içerisinde fil ve timsah haricinde aklınıza gelebilecek bir çok hayvanı bulmanız mümkün. Hayvanlar tamamen doğal ortamda yaşıyorlar ve insanlar kesinlikle yiyecek vermiyor. Bu parkı kapalı araçlarla gezip hayvanları görebiliyorsunuz. Bu ziyaret için en az dört saatinizi ayırmanız gerekiyor.

Bu parkın hemen girişinde bulunan bir restoranda (Adı Carnivore, etobur anlamına geliyor) ise bu parkta gördüğünüz ve hatta göremediğiniz bir çok hayvanın tadına bakmanız mümkün.

Şehirde fuhuş kol geziyor. Bütün Afrika’nın belalısı aids de oldukça yaygın. Hal böyle olunca her türlü tedirginlik sizin peşinizi bırakmıyor.

“Nishit” arabasında soğutucu olmamasına rağmen her trafik lambasına geldiğimizde pencereleri kapatıyor. “Bunaldım yapma şunu ne olur” diyecek olduğumda, “Uhu çekmiş evsizler bir çok kişinin suratına asit attı” deyiveriyor.

Bir daha arabanın camını hiç bir yerde açmaz oluyorum.

Nishit’te kim diyecek olursanız. O bir Hintli. Ama Hindistan’ı hiç görmemiş. Doğu Afrika ticareti Afrikalı Hintliler tarafından yönetiliyor.

Afrikalı Hintli…

Garip değil mi?

 

Sömürge ve Mirasları

Nishit’e ne işi var Hintlilerin Afrika’da diye soruyorum.

– İngilizleri bilirsin, beyinleri yetersiz olduğu için bize ihtiyaç duymuş, atalarımızı Hindistan’dan Doğu Afrika tren yolu hattını kurmak için getirmiş.

Diğer bir Hintli Sanjah ise daha gerçekçi bir açıklama getiriyor.

– Tren yolunu kendisi yapacak değil ya, elinin altında sömürge olan Hindistan’dan toplamış Hintli işçileri. İş bittikten sonra dönmemişler onlar da.

Nishit’in babasına göre otuz milyon Kenya’nın iki yüz bini Hintli. Eh belki o kadar olmasa da yüz bin deseniz kolaylıkla inanabilirim. Hangi aklı başında işletmeye gitseniz işletme Hintlilere ait.

Hintliler de kendilerini Hindistan’a hiç mi hiç ait hissetmiyorlar. Bir çoğu Hindistan’a hiç gitmemiş bile. Onlar üç ila altı nesildir Kenyalılar.

“Nishit”in babası ile sohbet ederken, “Ee tabii buraları seversiniz tüm Hintlilerin keyfi yerinde” diyorum. “Yok öyle deme, bizler buralarda çok acı çektik, Hintliler parayı 1970-1990 arası kazandı. 1970 öncesinde hep acı çekmişiz” diye susturuyor beni.

İngiliz sömürgesi olmak herkesin İngilizce bilmesini de getirmiş beraberinde.

Ey sömürge düzeni nelere kadirsin, bilim irfan vermiyorsun ama ülkede en alt tabakadaki insan bile ana dili gibi İngilizce konuşuyor.

Trafiğin akışı da aynı İngiltere’de olduğu gibi sağdan.
 

Mombasa – Hint Okyanusu’nda Tatlı Bir Esinti

Kenya’yı bin kere ziyaret etsem her seferinde Mombasa’ya da uğramak isterim. Bu Türkiye’ye gelip güney sahillere uğramamak gibi bir şey.

Mombasa, Kenya’nın güney doğusunda bir sahil şehri. Şehrin çoğu bir ada üzerinde, fakat ada karaya çok yakın, kısa mesafeli köprülerle ada ve kara bağlanıyor.

Tahmin edebileceğiniz gibi her yer koca okyanusun parçası. Ortalık alabildiğine yeşil. Nairobi, ne kadar yapay bir şehir gibi duruyorsa, Mombasa tam tersine binlerce yıllık tarih kokan şehir gibi şehir. Şehir gibi şehir, nasıl olur diyeceksiniz. “Eski şehir” kısmı olmayan hiç bir beldeyi ben gerçek anlamda şehir olarak algılamam. Bu eski şehir ne kadar iyi muhafaza edilmişse ve hatta hala yaşanan bir bölge ise bence o şehir, o denli değerlidir. Benim hayatımda gördüğüm en güzel eski şehir ise Sana’a’dadır.

Mombasa’nın eski şehrinde Müslümanlar yaşıyor. Mombasa, Nairobi’nin aksine son derece güvenli. Öyle ki, Müslümanların yaşadığı bu eski şehre gece vakti boynunuzda altınlarla girin, güvende olacağınız iddia edilir.

Eski Mombasa’nın mimarisi Mombasa’nın tüm tarihini de ele veriyor. Türklerin, Arapların ve Portekizlilerin etkisine girmiş olan bu liman şehri, zamanında köle ticaretinin ve Hindistan’a geçişin önemli bir durağı olmuş.

Eski Mombasa’ya çok yakın bir bölgede “Jesus Forth” lakabında bir kale var. Aslında bu kaleyi ilk kuranlar Türkler olmuş, daha sonra Portekizler kalenin mimarisini tepeden görünüş itibarıyla Hristiyanlığın sembolü olan haç şekline çevirmişler. O yüzden lakabı “Jesus Forth”. Kalenin Umman Sultanlığı tarafından ele geçirilmesiyle birlikte şehirde İslamiyet hakim olmuş.

Tüm yıl ılıman olan şehrin insanları da aynı iklimi gibi ılıman ve güler yüzlü. Nasıl olmasınlar ki, Nairobi’nin aksine çok fazla koşuşturmaca yok bu şehirde. Tipik bir tembel sahil şehri.

Benim yaşadığım şehirde de böyle güzel bir kumsal olsa ben onlardan daha da tembel olurdum. Yeşil bir çevre, palmiye ve kokonat ağaçları. Yeşilliğin bitmesiyle beyaz, ip ince bir kum başlıyor. Geniş sahilin diğer ucu ise Hint Okyanusu.

Sahil, gün içerisinde defalarca med cezire sahne oluyor. Akşam üzeri, sahilde sabah yüzdüğünüz bölgenin üzerinde yürüyebilirsiniz. Su yüzlerce metre içeriye çekilebiliyor.

Vasga De Gama’nın dahi bu şehre kadar geldiğine şaşmamalı, çünkü iklimi çok hoş. Kenya’dan döndüğümü duyan arkadaşlarım temmuz sıcağında pişmişsindir herhalde diyerek tahminde bulundular. Oysa ki, Mombasa’nın en yüksek sıcaklığı otuz beş dereceye kadar çıkıyor. Nairobi’de ise sabah erken dışarı çıktığımda ağzımdan çıkan nefesimin havada donduğunu görebiliyordum.

Ne tezat değil mi? Kenya, ekvator çizgisinin üzerinde olmasına rağmen bu tezatlıkları temmuz ayında bu coğrafyada yaşayabiliyorsunuz.

 

Jambo (Cambo okunuyor; Selam); Swahilice ve Kabile Dilleri Cenneti

Aslan Kral filminden belki sizler değil ama ufaklıklar hatırlarlar “Hakuna Matata”yı. Kenya’da öğrendik Swahilice “Sorun yok” demekmiş.

Jambo (Selam)
Jambo Bwana (Selam bayım)
Habari gani (Nasılsın?)
Mzuri sana (Ben çok iyiyim)
Wageni, Mwakaribishwa (Ziyaretçiler hoş geldiniz)
Kenya yetu (Bizim Kenya’mızda)
HAKUNA MATATA (Sorun yok/barışçı)
Kenya yetu nzuri (Bizim güzel Kenya’mızda)
HAKUNA MATATA (Sorun yok/barışçı)

Kenya’da konuşulan dil sayısını Kenyalılar da tam olarak bilemiyor. Çünkü bir çok kabile var ve her kabilenin ayrı dili var. Ama hepsi İngilizce ve Swahilice konuşuyorlar. Swahiliceyi sadece Kenya konuşmuyor, Doğu Afrika Cumhuriyetleri’nde yaygın olarak kullanılıyor.

Swahilice kabile dilleri ile Arapça’nın karışmış hali. İçerisinde bir çok Arapça kelime var. Öyle ki, tüm sayılar dahi Arapça.

“Safari” kelimesinin ziyaretçi anlamına geldiği ve Swahilice’den Dünyaya yayıldığı iddia ediliyor. Fakat benim anladığım kadarıyla Swahilice bir dil değil, tıpkı Osmanlıca veya Kürtçe gibi bir jargon. Bu bağlamda Swahilice’deki kelimelerin özlerini başka dillerde aramak gerekir. Safari kelimesi sanki bana Arapça’daki uzağa giden, ziyaretçi anlamına gelen “Seferi” kelimesini çağrıştırıyor. Neyse Kenyalı dostlarımı kırmak istemem. Safari yine onların gururu kalsın.

 

Masai Mara

Ne kadar Tarzan filmi seyrederseniz seyredin sizi hiç bir şey Masai Mara’da göreceklerinize hazırlayamaz.

Masai Mara yani “Sonsuz Topraklar”, sonsuz toprakların bekçileri ise Masailer.

Masai Mara, Kenya’nın güney doğusunda Masai göçebe kabilesinin yaşadığı bir bölge. Bu bölgenin bir kısmı da Tanzanya sınırları içerisinde.

Temmuz ve Ağustos Masai Mara’nın Kenya kısmında yağmur yağıyor, Eylül ve Ekim de ise Tanzanya kısmında yağmur yağıyor. O yüzden hayvanlar Temmuz ve Ağustos’ta Kenya’ya, Eylül ve Ekim’de Tanzanya’ya göç ediyor. Masai Mara’yı ziyaret etmek için en iyi zamanlama ise göç mevsimleri

Kuyrukları ile ölüm saçan timsahlar, sol pençesi ile avlanan aslanlar, en kolay av zebralar, güneş sevmeyen suaygırları, duygusal filler sizi şaşkınlık dizisi içerisinde bırakabilir. Bu şaşkınlıktan çok daha ötede, Masailerin yaşamı sizi ayrı bir dünya içerisine sürükler.

Bin yıl kadar önce Sudan’dan Kenya’ya gelmiş olan Masailer 15 yaşında sünnet oluyorlar, 25 yaşına geldiklerinde evlenmeleri için 5 aslan öldürmeleri gerekiyor. Aslan öldürme yasağı gelmesiyle Masai erkeklerinin başı önde.

Masailerin kutsal hayvanları inekler. İnek sütünü kanlarıyla karıştırıp içiyorlar. Sığırları ise onların çocukları gibi.

 

Afrika’da Beyaz Olmak

“Biz ne yaptık ki onlara, biz Güney Afrika’da sadece beş milyon beyazız” diyor birlikte içki içtiğim beyaz Güney Afrikalı “Ian”.

Yahu ey beyaz adam, daha ne kadar kötülük yapabilirdin ki Afrika’ya?

Tabii ki karşımda duran kişinin veya Güney Afrika’daki beş milyon beyazın suçu değil bu.

Ya onların ataları? Tüm yeraltı kaynakları sömürüldü, kültürleri ve dilleri dejenere edildi. Bu da yetmedi, vücutlarını ve hatta ruhlarını sömürdünüz.

Ama benim içki arkadaşım siyahların beyazlara karşı nefretini hala bir türlü anlayamıyor.

Bu beş milyon Güney Afrikalının aslında yaptığı aslında çok zor bir iş. Yani, bir beyazın kendini Afrikalı hissetmesi.

“Ben Afrika’da doğdum, ben Afrikalıyım” diyor “Ian”.

Bir beyazın kendini Afrikalı hissetmesini benim anlayabilmem o kadar zor ki. Bilim adamları bir beyaz ile zencinin genetik olarak sadece binde bir farkı bulunduğunu iddia ediyorlar. Muhtemelen doğrudur. Ben konuya ırk farkı olarak yaklaşmıyorum.

Benim bir sömürgeci Anglosakson’u veya sömürgeci işçisi Hintliyi kültürel açıdan Afrika’ya yakıştırmam mümkün değil.

Mahatma Gandhi’ye sormuşlar; Batı medeniyeti hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevaplamış; İyi bir fikir olabilir (böyle bir medeniyet kurulursa anlamında).

İşte bu tek dişi kalmış canavar. Bizi de sömürmeye çalışmış ve Hintli dostlarımızın eline silah vererek yurdumuza kadar sürüklemişti.

Buna rağmen kin yok Kenyalının içinde. Ama o cesur yüreklerinde kocaman bir ezilmişlik ve güler gözlerin içinde beyaz tene özenti saklı.

 

Afrika, Kızlara Göre Değil

Afrika, bir yandan miskin bir coğrafya gibi gözükse de diğer yandan kesinlikle kabul etmek gerekir ki zorlukların coğrafyasıdır.

Bırakın Kenya’yı bir kenara tüm Afrika’ya baktığımızda dahi doğru dürüst yatırım göremezsiniz. İşsizlik hemen hemen her Afrika ülkesinde çok yüksektir.

Yalnızca Etiyopya hariç tüm Afrika ülkeleri sömürge dönemi geçirmişler ve çoğu 1970-1980 arasında bağımsızlığını kazanmıştır.

Afrika’da yer altı kaynaklarına sahip tüm ülkeler Kapitalizmin müdahalesi ile iç karışıklıklar yaşamaktadırlar.

Tanzanya, Kenya, Angola ve Gana başta olmak üzere bir çok Afrika ülkesi Aids/HIV virüsü ile mücadele etmektedir.

Uzun yıllardır Afrika ülkelerinde yaşayan Hollandalı Mark’a buralarda hayatın nasıl olduğunu sorduğumda, “Afrika kızlara göre değil” diyerek bana Afrika’daki yaşamın özetini yapıyor.

 

Afrika’nın Gözleri

Küçük bir çocuğun gözlerinin içinde yetişkin bakışlar.
Orta yaş bir balıkçının gözünde parıldayan çocuksu gülüş.
Yoldan geçen dilencinin gözlerinin içinde hüzünlü zavallılık.
Yılan vücutlu gencin gözlerinden fışkıran korkutucu vahşilik.

Afrika’da bir çok göz var. Bu yüzden herkesin Afrika’sı farklı olabilir. Bu sizin kimle göz göze geleceğinize ve neyi görmek istediğinize bağlı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.