Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm

“Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm” türküsünün sözleri Karacaoğlan’ın… Besteleyen bilinmiyor. Muharrem Ertaş diyen de var anonim diyen de… Karacaoğlan aşk adamıdır ama yaşadığı topraklara duyarsız değildir. Toplumsal çürümüşlüğü, yozlaşmayı ve adaletsizliği de işler.

“Vara vara vardım o kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm”

Dörtlüğün ilk dizesindeki mezar taşı, yaşamdaki son noktanın, çaresizliğin imgesi… Ölüm, Karacaoğlan için yaşamın tek belirleyicisi değildir. Ölüme eş ayrılık vardır, yoksulluk vardır. Birbirinden beter üç dert! Yaşamın özeti sanki…

Ölüm ve ayrılık, yaşamın kaçınılmaz ikilisi… Ayrılık ölüm, ölüm hiçlik… Yoksulluk, ikisinden de acı!

Yaşamın yapısıdır çatışmalar, karşıtlıklar ve yaşam bunların dirisi. Karacaoğlan, yaşama elbette Herakleitos gibi bakamayacak; belki dönüşümün ve devinimin değişimi getireceğini düşünemeyecek, belki yaşamın karşıtlıklarla zenginleştiğini de okuyamayacaktır. Âşık edebiyatı pirinin felsefe bilmesine gerek yoktur aslında. O, başka bir şeyi, insan onurunu yerle bir eden şeyi fark edecektir: Yoksulluğu.

Ölüm ve ayrılık, herkes için derttir. Bunu bilmek için felsefeci olamaya da gerek yok. Ama iki kavrama “yoksulluk” kavramını eklemek; utangaç bir merhametin son derece değerli, insan odaklı gözleminin sonucudur. Siz bakmayın “Üç derdim var birbirinden seçilmez.” demesine, Karacaoğlan’ı inim inim inleten, avazlandıran, yoksulluğun insan onuruna ters düşmesini fark etmesidir.

Birilerinin dayatılan öncelikleri, yaşama çoğunluğun yoksulluğu olarak yansımamalı. Ne yazık ki tek başına koca bir dert olan yoksulluğun terbiye ediciliği aldatmacası boyun eğmeyi de hep şart koşacak, “yok”u meşru kılacaktır.

Ayrılığa da ölüme de alışılıyor ve zaman ikisinin de yarasını sarıyor. Yoksulluğunki sulu, kapatamıyor zaman. Üstelik zamanla yoksulluğa da alışılamıyor.

“Adilcevaz’ın nüfusu sekiz yüz doksan dörttür (kaymakamla birlikte); tanrıları bile yoktur, öyle yoksuldur ki insanlar.” (Cemal Süreya – Kişne Kirazını ve Göç, Mevsim)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.