Nataşalar

Nataşalar

Birkaç hafta önce, yaşadığı Ukrayna kenti olan Kharkiv’deki iş bulma acentesinde, fazlaca süslü, dolgun vücutlu kadın, Marika namına ön görüşmelerini yaptığı işi heyecanla anlatıyordu; ona Tel Aviv’de garsonluk ayarlamıştı. Marika önce endişeli ve çekimserdi. Birçok genç kadının, aslında var olmayan iş olanaklarıyla fuhuş yapmaya zorlanmak üzere ayartıldığı kulağına gelmişti. Acentenin ustalığı ve Marika’nın aldatılmaya son derece yatkın olması sonucunda Marika, birkaç gün sonra, “İncil’in anlattığı zamanlarda yaşamanın köleler için nasıl olabileceğini anladım.” diyecekti.

Götürüldükleri yerde kaba saba insanlıktan uzak adam onu başka kadınlarla birlikte onar bin Amerikan Doları karşılığında satın aldığını açıkladı. Marika o gece 8 adama hizmet etmek zorunda kalacak ve fahişeliğin anlamını ilk kez hissedecekti. Onların Rusya’dan, Ukrayna’dan, Moldovya’dan ya da Romanya’dan geliyor olması önemli değildi. Müşterilerin gözünde hepsi Rus idi. Daha da garip olan çoğunun onlara hitap şekliydi. Hepsi Nataşa diye çağrılıyorlardı. Marika o adamların hiçbirisine gerçek adını söylemedi. Zaten soran da olmadı.

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla birlikte, bir demokrasi dalgası eskinin o ezici komünist imparatorluğunun cumhuriyetleri üstüne yayıldı. Ardından da gerçek yüzünü gösterdi. Ulusların nüfusunun büyük kesimi için daha iyi yaşam umutları bir gecede buharlaşıp yok oldu. Yöneten sınıf, paralanmış sınıf olarak çıkmıştı ortaya. Aileler bir sonraki öğün için kaygı duyarken, politikacılar ve üst düzey bürokratlar ceplerini dikiş yerlerinden patlayana dek tıka basa doldurdu. Onlar için Mercedes arabalar ve cep telefonları yaşam biçimi haline gelmişti.

Aileler toplumsal yapıdaki kargaşayla parçalandı. Çocuklar sokaklara terk edildi. Kocalar teselliyi şişede aradı, alkolizm salgın bir hastalık halini aldı. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet yükseldi. Tüm bunların içinde kadınlara parçaları toplamak düştü. Henüz kendi ailesini kurmamış genç kızlar bile küçük kardeşlerini, ebeveynlerini beslemek için iş arıyordu. Kadınlar için işsizlik oranı % 80’e kadar çıkmıştı bile. Çaresizliğin havaya yaydığı leş kokusu onları mükemmel hedefler haline koydu. Sonsuz çeşitlilik sunan Mesih havasındaki kurtarıcılar bu kadınlar için selametin ta kendisiydi. Yunanistan’da dadılık, İtalya ve Fransa’da ev hizmetçiliği, Avusturya ve İspanya’da hizmetkârlık, Kuzey Amerika ve Japonya’da modellik…

Fazla düşünmeden önlerine çıkan şansların üstüne atladılar; bu sadece kendilerini kötülükte son kerteye ulaşmış bir döngü içinde bulmalarına neden oldu. Nataşalar dünyanın her tarafına gönderiliyordu. Olgulara öylesine bakan bir gözlemci için, cinselliği paraya dönüştürmeyi seçmiş kadınların arasında, tamamen onlar gibi algılanacak şekilde eridiler. Onlar gibi davranıyorlardı çünkü aksi halde başlarına gelecekleri biliyorlardı. Karşı koyanların sakatlandığı ya da öldürüldüğü oluyordu.

Birçok insanın bu kadınların varlığından bile haberi yoktu. Sokaktaki ticaret dışında neredeyse tamamen görünmezdiler; apartman dairelerinde, genel evlerde, masaj salonlarında, barlarda, kilitli kapılar ardında tutuluyorlardı. Müşterileri için bir başkasıyla değiştirilebilir vücutlardan başka şey ifade etmiyorlardı. Sahipleri ve pazarlamacıları içinse, miadı dolmadan önce olabildiğince verimli kullanılması gereken, kolay bozulur, dayanıksız tüketim mallarıydılar.

İnsan bedeni trafiği günümüzde, yasa dışı silah ve uyuşturucu trafiğinden sonra dünyada üçüncü en fazla para getiren yatırımdır. İnterpol’e göre, ticari dolaşıma sokulan bir kadın yılda 75.000 ila 250.000 dolar getirebiliyor. Mal bol ve ucuz, kâra geçiş inanılmaz hızlı. ABD Dışişleri Bakanlığı 2003 raporunda, dünya genelinde 800-900 bin insanın sınır ötesi dolaşıma tabi tutulduğunu belirtiyor. Ülke içi dolaşımla birlikte bu rakam 2 milyona kadar yükseliyor. Rapor ayrıca insan ticareti trafiğinin, kadınları ve çocukları vahşetle karşı karşıya bıraktığını, onların tecavüzle, işkenceyle, HIV/AIDS ve diğer seksle yayılan bulaşıcı hastalıklarla, şiddetle, tehlikeli çalışma koşullarıyla, yetersiz beslenmeyle, uyuşturucu ve alkol bağımlılığıyla yüz yüze kalmalarına neden olduğunu vurguluyor.

Ticaret amacıyla yönlendirilmiş ilk kadın dalgası 1970’lerde Güneydoğu Asya’dan geldi ve büyük oranda Taylandlılar ve Filipinlilerden oluşuyordu. İkinci dalga 1980’lerin başında ulaştı ve Afrikalı, özellikle de Ganalı ve Nijeryalı kadınlardan oluşmuştu. Bunu hemen izleyen üçüncü dalgadaki kadınların çoğunluğu Kolombiya, Brezilya ve Dominik Cumhuriyeti yurttaşlarıydı. Yani dünya kadınların kaçırıldığının, satıldığının ve tecavüze uğradığının ansızın farkına varmış değildi. Dünya yine de o kadınların ve kızların acı durumunu görmezden geliyor.

Kiev’deki bir gazetede yayınlanan ilanlardan birisi: “Kızlar: Bekar ve güzelsiniz. Genç ve uzun boylusunuz. Sizi model, sekreter, dansçı, koreograf, jimnastikçi, olmaya davet ediyoruz. Barınma sağlanacaktır. Yurt dışı iş olanakları vardır. Şahsen başvuru gerekmektedir.”

Adayların bilmediği, bu tip olayların %95’inde vaat edilen işin gerçekte var olmadığı. İlanların çoğu, dallarını Rusya, Romanya, Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna’ya yaymış olan, görünüşte yasal iş bulma ajansları tarafından veriliyor. Bu firmaların çoğu ya da onların aracıları, aslında kârlı seks endüstrisine bulaşmış suç ağlarının av birimlerinden başka bir şey değil. Vicdansız derleyiciler, uzun bir zamandan bu yana, eski Sovyet cumhuriyetlerinden, yılda 175 binden fazla kadını tuzağa düşürdü ve onları, insan ticareti yapanlara kurbanlık kuzu olarak sundu.

Kurbanlardan birisi olan Tanya, Abu Dabi’de üç aylık esaretten sonra kaçmayı başardı. Yakındaki bir polis merkezine sığındı ve öyküsünü anlattı. İnanılmaz ama fuhuş yapmakla suçlanıp, bir çöl hapishanesinde üç yıl geçirmeye mahkûm edildi. 2001 yılında psikolojik olarak çökmüş halde ve utanç içinde salıverildi. Müslüman bir ulusça fahişe olarak damgalandığından alelacele sınır dışı edildi. Onu pazarlayan kadın simsarınaysa hiçbir şey olmadı.

Ticaret amacıyla dolaşıma sokulan birçok kadın için her gün düzinelerce erkekle isteği dışında seks yapmaya zorlanma zulmünden kurtulmanın tek yolu yerlerine yeni kurbanlar bulmaktır. Satıcıları onlara, sisteme kendi yerlerine girecek belli sayıda kadın için söz vermeleri halinde evlerine dönme seçeneği verir. Bu kadınlar lüks arabalarla, ışıltılı takılarla, pahalı giysilerle ortaya çıktıklarında son derece ikna edici olurlar. Etrafları bir anda daha onlu yaşlarındaki, Altın Batı ile ilgili masallara kanmaya hazır, gıpta içinde saf kızlarla sarılıverir. Kimi kurbanlarsa yeni erkek arkadaşları tarafından, sınırın ötesinde tek bir gece geçirme sözüyle kandırılarak çekiliyor. En dehşet verici yöntemlerden birisi doğrudan kaçırmadır. Kimi kırsal yörelerde ebeveynler kızlarını kaçırılmaktan korumak için okula göndermez oldu.

Çocuklara yönelik fuhşun, Ukrayna’daki yetimhanelerde yaygın olduğu, Romanya’da ise birçok yetimhanenin, kızların insan ticareti ağlarına kurban olarak düşmesine izin vererek suç ortaklığı yaptığı gene ABD Dışişleri Bakanlığı 2003 raporunda belirtiliyor. Ukrayna, Romanya ve Rusya’daki yetimhaneler patlayacak kadar dolu ve çoğu devlet fonlarını yitirmeleri nedeniyle gelen yetimleri ezilmekten koruyamaz duruma düşmüşler. Temel yaşam yetilerinden yoksun olmak, yetimhanedeki kızları, kapıların hemen önünde tuzaklar kuran sömürgenler için kolay av haline getiriyor.

Ticari dolaşıma sokulan kurbanların büyük bölümü kendi vatandaşları tarafından tuzaklara düşürülmektedirler. Slav kadınlarına yönelik, üstesinden gelinmesi en zor tehdit günümüzde Rus Organize Suçu’dur. Her nerede Doğu Avrupa ülkelerinden alınmış kızlar, sisteme dâhil edilse, bunda Rus Organize Suçu’nun parmağı vardır. Bu oluşum şu anda, 200’ü aşan yasa dışı örgütle Avusturya, Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya, Macaristan, Polonya, Türkiye, İsrail, Kanada, ABD dahil olmak üzere 58 ülkede aktiftir. İtalya, Kolombiya, Çin, Japonya, ABD, Ukrayna, Polonya, Türkiye, Sırbistan, İsrail, Arnavutluk suç odakları da kurulan stratejik ittifaklarla oluşuma destek vermektedirler.

Uluslar arası polisin, kurbanları “sıradan orospular” olarak görmesi, zaten çok zor olan çözümü daha da zor hale getirmektedir. Günümüzde, uygar olduğunu düşündüğümüz yerlerde yaşanan bu kölelik sistemi, insanlığın yerinde saydığının bir göstergesidir.

Kaynakça: Nataşalar (Victor Malarek, Bilgi Yayınevi)