Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden

Hemen hemen her aşk türküsünde kavuşamamak vardır. Gençler, birbirini sever; evlenmek ister ama kızın ailesi bu evliliğe karşı çıkar. Karşıtlığı, gerilimi aileler oluşturur. Mayil ile Gülizar da birbirlerini sever, evlenmek isterler ama Gülizar’ın ailesi bu aşkı onaylamaz. Gençler de çareyi kaçmakta bulur. Ailesi de Gülizar’ı hayatlarından siler.

Gülizar da Mayil de mutludur. Mutlu olmasına mutludurlar da Mayil’in vazgeçemediği av merakı vardır. Evini, Gülizar’ı bırakıp dağlara, ava çıkar sürekli. Mayil, yine bir gün üç arkadaşıyla avlanmaya gider. Av sonrası, arkadaşlar, söylenen saatte toplantı yerine geldiklerinde Mayil’i göremezler. Eve gittiğini düşünüp köye dönerler. Köyde, Gülizar’a Mayil’i sorarlar ama Mayil eve gelmemiştir. Dağa gidip Mayil’i aramaya başlarlar. Nice sonra bir ağacın altında Mayil’in cesedini bulurlar. Gülizar’a haber tez gider. Gülizar çıkar gelir. Çıkar gelir de dağ, Gülizar’ın başına yıkılır. Mayil, uyur gibi yatmaktadır öylece. Türkünün hikâyesi böyle…

Kimi kimsesi olmayana gurbet zordur. Hele bir başınaysan… Dulsan hele. Hele bir de kadınsan… Gülizar, şimdi yabancı bir köyde tek başına… Ipıssız… Annesine, babasına da gidemez. Elin yabanında… Kimse kimsesi değil. Orta yerde… Ipıssız…

Gurbette zaman geçmek bilmez. Gündüz uzar yüzyıl, gece uzar bin yıl olur. Gurbet akşamları zor… Akşam olmaya görsün yeter ki gurbette. Dertler depreşir, hesaplaşmalar başlar. Akşam, gurbet elde zulüm demek… Kahır demek… Akşamlar olmaz olsun. Akşamı batsın!

“Bir ay doğar ilk akşamdan geceden
Neydem neydem geceden
Şavkı vurur pencereden bacadan
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben.”

Akşam, pencerenin önüne oturup perdeyi aralar Gülizar. Taze ayın şavkı vurmuştur pencereye. Düşünür durur Gülizar. Yazgısına kahreder, Mayil’in av merakına kızar, kendini terk edip giden Mayil’e sitem eder.

Dağda bir ağacın altında ölü bulduğu Mayil’i düşünür. Yüreğinde bir yangın… Gülizar’ın yüreği dile gelir. Ay’a bakar, başlar türküsünü yakmaya. Ay, şavkını alıp gitmek ister. Ay, doğmak istemez. Ay ar eder. Gülizar türkü yakar.

Akşam dert demek… Keşkeler demek… Hele kimsesizlik, hele ölüm… Geçmiş deşilir, anılar bir bir ayaklanır. Hep keşke… Hep keşkeler… Telafisiz keşkeler…

“Söylesem dilim yanar, söylemesem gönlüm…” der biri. Gülizar da o hesap… Türküsünü söyler. Ayın şavkında, perdesi aralı pencere önünde, Gülizar türküsünü söyler.

Türkü yakanlar; aldatılmayı, yarı yolda bırakılmayı, ölümü ne bir kaba kuvvetle ne bir öç alma duygusuyla ne de ağır bir sözle karşılar. Sitem eder sadece. Gurbet elde açılan yarayı insanlar, kendi merhemini sürerek iyileştirir. Gülizar da öyle yapar. Kendi merhemini kendi yapar. O yara, başka bir merhemle iyileşmez çünkü. Gülizar’ın merhemi de türküsüdür. Kendi yaktığı: “Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden”

“Neydem neydem geceden
Uyan uyan yar sinene sar beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben
Dağlar harami açma yaram perişanım ben.”

Yüreğin yoksa neden kalkıştın bu evliliğe, neden vaat ettin mutluluğu, neden muradımı gözümde koydun, diyen Gülizar… Kimsesiz Gülizar… Biçare Gülizar…

Yolun ortasında hiç beli kırık bir yılan gördünüz mü? Kendi çevresinde döner durur beli kırık yılan. Döner de bir milim yol alamaz. Kırık beli izin vermez buna. Gülizar da beli kırık bir yılan şimdi… Bir başına… Çaresiz… Pencerenin perdesinden aya bakar; döner durur.

Hani kapkara gecelerde bozkırı yarıp geçen trenler vardır. O kara tren geçerken bozkır otlarının, tozunun toprağının kokusu kaplar her yanı. Bozkır kendi başına kalır yine. Gecede trenin acı sesi… Gülizar o kara trendir şimdi. Mayil’in hayaline sarılıp “Uyan gel de sar beni” diyen Gülizar… “Dağlarda kalma” diyen, “Dağlarda harami çok olur, çıkma yola” diyen… Gülizar der de Mayil dinlemez ki dönüp gelmez ki… “Üşürsün dağ başlarında” der de Gülizar, Mayil çıkıp gelemez ki… Gülizar bir kara tren şimdi… Kapkara bir tren… Kara… Kapkara…

“Yüce dağ başından aşırdın beni
Neydem neydem yar beni
Tükenmez dertlere düşürdün beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben
Madem soysuz göynün bende yoğudu
Niye doğru yoldan şaşırdın beni.”

Gülizar, dokunsalar ağlayacak. Dokunsalar yanacak. Bir dokunanı olsa Gülizar’ın, ah bir dokunanı olsa… Bir dokunanı olsa Gülizar mum olup eriyecek, Aslı olup yanacak. Pencere önünde… Ayın şavkı yüzüne, dünyanın acısı yüreğine düşmüş. Diline de türkü… Türkü Gülizar, Gülizar türküdür artık. “Madem beni böyle bırakıp gidecektin de soysuz, neden doğru yoldan şaşırttın beni, neden alıp geldin buralara?” diye söylenir Mayil’e. Bir sitem ancak bu kadar içten, bir sitem ancak bu kadar sevgi dolu olur. Bir kızgınlık, ancak bu kadar yürek talanıdır. Kızması da sitemi de sevgisinden… Tek başınalığından… Kimsesizliğinden… Kırık belli yılan olmasından… Kara tren olmasından… Sevdiğinin ölümünden…

Başını omzuna dayayacağın kimsen yoksa hayat, insanı çabuk pişirir. Dayanacak omuz bulmayan baş, daha dik durur. İnsan, tek başına yaşamayı da öğrenmeli kırık belli kadın; hayat, tek başına da göğüslenmeli. Acı yok edilmezse yarını yok eder.

Gurbet eski bir yaradır, Gülizar. Çok eski bir yara… Ama gözyaşı döküp acınası durumda olmak, daha eski bir yaradır. Daha Murdar bir yara… Kalk Gülizar, kalk düş yollara.

Büyük acıların var. Tamam. Tamam da Gülizar, senin bir türkün var. Türküsü olan kadın çok azdır. Bunu unutma. Senin bir türkün var. Sen istersen eğilmeden hayatını sürdürürsün. Sen istersen büyürsün; kalbini, bilincini sen istersen doldurabilirsin Gülizar. Sen iste yeter ki. Böcek olma yeter ki… Utanılası bir şey böcek olmak… Çok murdar… Çok…

Amma velakin…

“Madem soysuz gönlün bende yoğudu
Neden doğru yoldan şaşırdın beni?”

Ben seni anlarım Gülizar, seni ben anlarım da nasıl anladığımı sorma ama. Ben anlarım. Akşamlar var ya Gülizar, akşamlar… O akşamların gözü kör olsun.

Ezcümle ha söyle de söyle!

Yorumlar

1 Comment

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...