Karacaoğlan’ın Gözyaşları

Vicdan… İçimizin sesi… İçimizdeki yargı ve yargıç… Yanlışla doğrunun ayrımına, toplumsal hareketlerin, eylemlerin, tüm işleyişlerin ahlaki olup olmamasına karar veren büyük güç… İnsanlığımız da bu, büyük gücü harekete geçirmekle, onu yormakla değer kazanır. Bu nedenle benim vicdanım temizdir, demek de doğru değildir çoğu zaman.

Bir haksızlık, bir çirkinlik karşısında susuluyor, hiçbir yanlışlığa tepki verilmiyorsa o vicdana temiz denemez. Üstüne üstlük çoğun aza uyguladığı haksızlığa seyirci kalan bir vicdan, bırakın temiz kalmayı, kullanılmadığı için yok olur. Evrimin yasasıdır bu. Susmak, temiz olmak değil, vicdansızlıktır.

Vicdanı yargıç kılan şey; haksızlıklara karşı çıkması, bir şeyleri sorgulamasıdır. Vicdan, susmuşsa yargıç da susmuştur. O coğrafyada konuşan tek şey haksızlık olur artık. Vicdan susarsa değerler susar. Susmak, temiz kalmak değil; çirkine paye vermektir düpedüz. Bu nedenledir ki bir haksızlık karşısında susan vicdan suçludur. Bu nedenledir ki susan vicdan haindir. Başka bir şey değil. Başka hiçbir şey değil.

Che doğru der:

-Hayatta daima gerçekleri savun. Takdir eden olmasa bile vicdanına hesap vermekten kurtulursun.

Doğru der Che. İnsan, vicdanını kullandığı sürece insanlaşır. Başka türlü değil. İnsanı uygar ve iyi kılan değerlerden biri de vicdanını kullanması, harekete geçirmesi, gerçeği savunmasıdır. Bu durumda, yaşama anlam katmayan, yaşamın öznesi bile olmayan bir vicdan, kir içinde kalacaktır. Bilinmelidir ki vicdan temiz tutmanın yolu onu kullanmaktır.

Değil mi Stanislaw Jerzy Lec?

Kirlenmiş bir vicdan kadar insanı mutsuz eden çok az şey vardır. Kirli bir vicdan öyle ağırdır ki sönmesi için serpilen suyu da yakar. O köz varken cehenneme gerek yoktur. Vicdan, sıratı da ateşi de alır; cehennem ateşi gibi yanar durur artık.

Lady Macbeth, kocasını kral yapmak için mevcut kralın kanına girer. O küçük ellerini, daha doğrusu vicdanını kana bulamıştır. Ama Lady’ye bir şeyler olur daha sonraları. Ellerini, o güzelim kraliçe ellerini, kirinden, vicdan azabından arınmak için ha bire yıkamaya başlar. Ellerindeki kir, vicdanın kiridir çünkü. Geceleri uyuyamaz, sabahlara dek odasında bas bas bağırır durur. Lady, anlar ki Arabistan’ın kokuları da ummanların tuzlu suları da vicdanının kirini temizleyemeyecektir. Elleri de vicdanı da mundardır artık. Lady Macbeth, vicdanını nerede kaybettiğini bilir ama onu bir daha bulamayacağını çok daha iyi bilir. Lady Macbeth’in bildiği bir şey daha vardır:

Kanı kutsayan birinin vicdanı, kan kokar.

İnsan, bir değer üzerinden tanımlanandır. Vicdanı olmayan kişinin tanımı da olmaz bu nedenle. Hiç olmaz. Bir amorftur artık o. Günü geldiğinde elini atıp da vicdanını bulmayanın vay haline…

Vah ona, vahlar ona…

Değil mi Lady Macbeth?

İçimizdeki yargıç hiç susmasa keşke… Hep gerçekleri savunsa… O susarsa ceylanlar pınara inmez. Allı turnalar bizim ellere varmaz, yeşilbaşlı gövel ördekler göle dalmaz bir daha. Kirazlar…Kirazlar, çiçek açmayı unutur. Ayın on beşi güzelliğindeki gençlerin ruhu, zifiri karanlığa bulanır. Ay, buluta kaçar. Sabahın seherinde bir daha hiçbir bülbül ötmez. Türküler… Türküler de susar. Karacaoğlan küser. Ahlak alır başını gider. Karacaoğlan küser. Yeter ki vicdan susmaya görsün. Kurt, kuzu postunu atar, eşkıya dünyaya hâkim olur, her şey ama her şey mundar olur.

Hâl böyleyken bir tek yobazın vicdanı rahattır. Zaten onun vicdanı yoktur. Bu nedenle de yobazın bilmediği şeydir vicdan. Onun vicdanı közdür sadece. O, karşısındakini yakarken ilkin kendini yakar aslında. Ama o, bunu bilmez. Bruno’yu İtalya’da, aydınları Sivas’ta yakanlar, kendilerini de yaktılar. Bu nedenledir ki yobazın asla ve kata vicdanı olmayacaktır. Bruno hâlâ yaşıyor. Sivas’ın aydınları hâlâ yaşıyor oysa. Ama o, bunu bilmez. Hiç bilmez.

Üzerinden zaman geçtiği halde kanayan, kabuk bağlamayan bir vicdan hâlâ yaşıyor demektir. Bu nedenle kim ki vicdanını kullanmaz, kaybederse, vay o kişinin haline! Cehennemi orada değil, burada yaşar.

Vah ona, vahlar ona!

Vicdan, ilerleyen teknolojiye paralel gelişmiyor nedense. Teknoloji gelişirken, vicdanımız gerilerde kalıyor hep. Teknolojiye hayat veren bilim adamları, keşke vicdanlara da hayat verseler… Keşke, robotlar için akıl yoracaklarına vicdanın ve vicdanlarının sesini de dinleseler. Hipokrat yemini gibi yemin etseler… Yalandan da olsa yemin etseler…

– Bomba yapmayacağız, silah yapmayacağız artık, deseler keşke…

Bilim adamları, Karacaoğlan’ı görürseniz ona, dallarda duran o bir çift turnanın neden artık gelmediğini sorun. Yeşilbaşlı gövel ördeklerin neden göle inmediğini de… Layd Macbeth’in kraliçe ellerine bakın. Vicdanını nerede düşürdüğünü sorun. Lady’ye, aslında en büyük vicdanın krallarda ve kraliçelerde bulunması gerektiğini de söyleyin. Bir de o bombaları, o silahları yaparken elinizi vicdanınıza koyun. Bombayı yaptıktan sonra elinizi attığınızda vicdanınızı bulamıyorsanız vay halinize… Vah size vahlar size!

Bir de bilim adamları, Karacaoğlan’a deyin, deyin ki ağzımızın tadı da tuzu da kalmadı. Bunu da deyiverin. Siz bir vicdan görürseniz ona da sorun. Vicdanı, vicdan anlar. Bilim adamları, bir de Karacaoğlan’a selamımı söyleyin. Görürseniz Pir Sultan Abdal’a, Yunus’a, Dadaloğlu’na, Seyrani’ye de selamımı söyleyin. Size vicdanlardan selam getirdik deyin. Karacaoğlan anlar. Ha bir de bilim adamları, Karacaoğlan ağlarsa gözyaşlarını silmeyin, olur mu? Onun gözyaşları vicdandır çünkü. En çok da sizin ellerinizi yakar.

Sanığı da tanığı da yargıcı da kendi olan vicdanlar gerek insanlığa. Başka bir şey değil. Hiç değil.

Amma velakin…

Ha söyle, de söyle…

Yorumlar

4 Comments

  1. Ve bir gün..
    Aklın ile vicdanın arasında kalırsan eğer; vicdanını seç çünkü; aklın çıkarını korur, vicdanın ise insanlığını…Numan Ustam çok güzel bir yazı olmuş.

  2. Ve bir gün..
    Aklın ile vicdanın arasında kalırsan eğer; vicdanını seç çünkü; aklın çıkarını korur, vicdanın ise insanlığını…Numan Ustam, vicdanı bu kadar güzel anlatan bir yazı okumamıştım şimdiye kadar….

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...