Keşke Üniversitelerinizin Işıkları Geceleri Hep Yansa

Bir üniversitenin kalitesini, bilim adamlarının ne kadar araştırma ve inceleme yaptıkları, ne kadar makale yazdıkları belirler. Bu nedenle üniversitenin önceliği öğrenci sayısı değildir, olmamalıdır. Onun önceliği bilimdir, araştırmadır, incelemedir, felsefedir. Önce bilim, sonra öğrenci…

Öğrenciler, üniversiteye elbette çok şey katacaktır. Ama bir üniversiteyi değerli kılan şey, öğrencilerinin sayısı değil, üniversitenin öğrencilerine kattığı donanım ve kalitedir. Kaliteli öğrenciler yetiştirmek, üniversiteye, bilimsel araştırmalar kadar, yazılan makaleler kadar çok zenginlik katar. Hem de Sokrates’in savunmasındaki kalite kadar çok şey…

Üniversitede bilim ve sanat adına bir şeyler üretilmiyor, felsefe konuşulmuyor, öğrenciler, toplumsal muhalefetin öznelerinden biri olmuyorsa orası üniversite değildir; orası diploma kuyruğudur, orası ticarethanedir. Bu nedenle öğrenci sayısı, kaliteyi belirlemez.

Felsefe yapamayan, klasik müzik nedir bilmeyen öğrencilerin oluşturduğu üniversiteler, şapkalarını önlerine çıkarıp düşünmeli. Galile Galileo kadar düşünmeli, bestesini yaratmak için Mozart gibi günlerce sabahlamalı. Yahya Kemal gibi şiirine uygun bir sözcük bulmak için dört ay düşünmeli. Sadece düşünmeli.

‘Vietnam Kasabı’ lakaplı R. Komer, Ankara’ya büyükelçi olarak geldiğinde ODTÜ Rektörü de onu üniversiteye davet eder. Vietnam Kasabı CIA uzmanı Robert Komer’in ODTÜ’ye geldiğini duyan öğrenciler, onun park halindeki arabasını yakarlar.

Rektörlük, Vietnam Kasabı’nın arabasını yaktıkları gerekçesiyle öğrenciler hakkında işlem başlatır. Yedi öğrencinin okuldan atılacaktır. Kararın ardından 3 binden fazla ODTÜ öğrencisi, arkadaşlarına destek olmak için imzaladıkları dilekçelerle Rektörlüğe başvurarak yakma eylemine kendilerinin de katıldığını bildirir. Öğrencilerin tepkisine dayanamayan Rektör Kurdaş istifa eder.

1969 yılında ODTÜ’lü 3 bin öğrenci, Sokrates’i savunmuşlar, insan onuruna sahiplenmişlerdir. İşte orası üniversitedir.

Hiçbir kral soytarısının olmadığı yerdir üniversite. Kimseye şaklabanlık yapmayan, şirin gözükmeye çalışmayan, dik duran insanların olduğu yer… Gerçeği, salt gerçeği söylemenin derdinde olmak üniversitenin şanındandır. Kimseye ayrıcalık tanımamak, gerçeğin dışında kimseye şapka çıkarmamaktır üniversite.

Biat etmediği için dik duran, araştıran, sorgulayan, düşünce özgürlüğünün doğduğu bir yer varsa işte orası üniversitedir. Orası, kimsenin kimseyle yarışmaması gerektiği bilincinin atıldığı yerdir. Başarının bir arkadaşı ya da bir başkasını geçmekte değil, kendini tanımakta ve yeteneklerin geliştirilmesinde yattığı düşüncesin işlendiği yer…

Geceleri kütüphanelerinin, laboratuvarlarının ışıkları yanan bir yer üniversitedir. Konser salonlarında bir soprano bülbülleşiyor, tiyatrosunda Shakespeare çınlıyor, konferans salonunda Sokrates kendini savunuyorsa işte orası üniversitedir. Orada bilim adına, sanat adına bir şeyler yeşeriyordur.

Üniversiteler, sistemin dışarıda tuttuğu öğrencileri neden görmez? Yüzyıllar önce Eflatun’un, Aristo’nun düşündüğünü bugünün üniversiteleri neden düşünmez? Eflatun ve Aristo’nun hiçbir politik ve dini baskı unsuru olmadan öğrencileri ile felsefi tartışma yarattıkları ortamdan esinlenmek bu kadar zor mu?

Zamanında üniversite kuran felsefe, bugün üniversitelerde neden yok hükmünde? Felsefesiz üniversitelerin kalite ve değer adına söz söyleme hakkı asla ve kata yoktur. Zinhar yoktur. Zamanında üniversiteye kimin alınacağına, kimin alınmayacağına karar veren felsefeye görülen reva, ona değerinden bir şey kaybettirmez ama onun olmadığı üniversiteler kalitesinden çok şey kaybeder. Keşke Eflatun, keşke Aristo bir yerlerden bu günleri görmüyor olsa.

Üniversitelerin kalitesi, coğrafyasının da kalitesini belirler. Keşke üniversitelerimizin ışıkları geceleri hep yansa!

Amma velâkin… Ha söyle de söyle!

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...