
Hüdayda eski bir Ankara türküsü. İçerdiği aşk unutulmuş, eğlencelerin aranan oyun havası olmuş.
Türkünün çeşitli öyküler var. Kimi, Garip Ali’nin Hüdayda adlı kızı sevdiğini söyler; kimi, Ali’nin Fadime aşkından söz eder. Tertemiz aşktır yaşadıkları. Hüdayda da Fadime de istemedikleri adamlarla evlendirilir. Türküde geçen “Beş yüz altın yedirdim bir ayda.” dizesi, masum bir aşkı tartan kantarın ölçüsü olamaz. Sonra bu kadar malı mülkü olan hem de bir ayda beş yüz altın yediren bir adam, Hüdayda’yı ya da Fadime’yi istediğinde kızın ailesi hemen kabul eder. Ali’ye “Garip” diyorlar. Ancak yoksul birine “garip” denir. Ali, garip falan değil.
“Hüdayda” sözcüğü, Farsça “Tanrı” anlamına gelen “Hüda” sözcüğünden gelir ve ünleme dönüşür. “Allah aşkına” anlamına gelen sözcük, zamanla da türkülere ahenk katmak için “aman, hey, ey, ah, eyvah” gibi ünlem olur, ahenk sağlar. Hüdayda sözcüğüne “fidayda” da denir. Hüdayda için “Türküdeki kadının adıdır.” diyenler de var. “Hüdayda da Ankaralım hüdayda” dizesine başka bir kadın adı konduğunda anlamsız oluyor. Örneğin, “Fatmam da Ankaralım Fatma” dizesi kulağı tırmalıyor.
Aman bulguru kaynadırlar
Serine yayladırlar
Bizde adet böyledir
Güzeli ağladırlar
Aman çirkini söyledirlerFidayda (hüdayda) da Ankaralım fidayda
Beş yüz altın yedirdim bir ayda
Gitti de gelmedi ne fayda
Başını da yesin bu sevdaAman dama çıkma baş açık
Arpalar kara kılçık
Aman arpalar kara kılçık
Eğer gönlün var ise
Aman gey galucu yola çık
Kimileri de padişahın huzurunda da dans etmiş şuh bir rakkastan (Fatma) söz eder. Türkünün sözleriyle bu öykü arasında az da olsa bir tutarlılık var. Şuh bir dilberin dost hayatı yaşadığı adamdan elbette istekleri olacak, uğruna da para harcanacaktır. Her şuh dilber, para için de dost hayatı yaşamaz ayrıca. Koşulların var ettiği çoğu kadın parayı sevebilir ama bu, bir genelleme olamaz.
Âşık, kadını çok sever. Ona beş yüz altın harcar, servetini uğruna tüketir. Sonuç mu? Yapayalnızlık. Kadın gitmiş ve dönmemiştir. Aklı başına gelen adam “Başını da yesin bu sevda.” der. Başını yesin kızgınlığın belirtisi. Yüzünü şeytan görsün, beni ilgilendirmiyor gibi.
Erkek parası yiyip çekip giden kadınlara bazen rastlanır ama kadından yaralanıp onu bırakıp gider erkeklere her zaman rastlanır.
Türkünün öyküsünde Fatma’nın “bahtsız öyküsü” tamlaması geçer ama bu bahtsızlıkla ilgili hiçbir açıklama yoktur. Neden bahtsızdır, hiç bahsedilmez. Çekip gitmesinin nedeni geliştiremediği “habitus” mudur yoksa “rakkas” damgasıyla bir gelecek kuramamanın korkusu mudur, bilinmez.
“Hüdayda” hareketli bir türkü, iki kişinin kavuşamadığı aşkı anlatır. Türkü aynı zamanda iki kişilik bir oyun havasıdır, üçüncüyü kabul etmez. Öyküsünün bilinmezliği, “Oyun neden iki kişiliktir?” sorusunu da örtüyor. Öyküde birleşmeyenler, türküde oynanırken birleşiyor sanki sembolik olarak. Aşk iki kişilikse oyun da iki kişiliktir.
Aşkın emekle oluştuğunu algılamayan “Bas bas paraları Leyla’ya” diyen biri, paranın her şeyden önce geldiğini düşünüyor ve kadını para ile tutmaya çalışıyorsa orada aşk değil, ticaret vardır.
Genç adam, para harcamış, çok çaba sarf etmiştir kadın uğruna. “Elde var hüzün!” dizesi kadar yaralayıcıdır sonuç. Ama bu yaradan daha derin olan şey, yapılan yardımların harcamaların açıklanmasıdır. Yaptığı iyiliği, yardımı söyleyen kişi kendi değil, içinde boğulan eksik biridir artık:
“Kendimden başka eksiğim yok.” (Franz Kafka)

İlk yorum yapan olun