
Zamanda Yolculuk
Tarih: 2003 (!)
Bir gezginin en büyük arzusu nedir sizce?
Ben hep farklılığı aradım. Hele ki küreselleşme adıyla dünyanın tek tip elbise giydiği bu dönemde, farklılığı keşfetmek muazzam bir keyif benim için.
Çevresi surlarla çevrilmiş, dar sokaklarına iki, üç bazen de dört katlı evler sıra sıra dizilmiş. Evlerin pencereleri son derece estetik. Üç bin yıllık geçmişi olan bir şehrin göbeğinde tüylerim ürperdi.
1960’lara değin şehir kapıları kapanırken dışarda kalan olmasın diye şehirdeki tüm insanlar tek tek sayılırmış. Surların içerisinde kalan arazi, artan nüfusu barındıramamaya yüz tuttuğundan dolayı surların dışında da yaşam başlamak zorunda kalmış.
O yüzdendir ki, şehir günümüzde eski ve yeni kısım diye ikiye ayrılıyor. Yeni kısım toz duman içerisinde, hatta şehir demeye bin şahit ister. Eski şehir ise o kadar etkileyici ki, içinizden şehir kapısından dışarı çıkmak gelmiyor.
Üç saat kadar önce, bir uçaktan diğerine bindiğimiz Dubai’de üç yüz yıl kadar ileride bir yaşam vardı.
Dubai’den üç saat uçuşla, üç yüz yıl geriye zamanda yolculuk yapıyorsunuz.
Sadece şehir şaşırtmıyor insanı. Şehirdeki hayat inanılmaz.
Erkeklerin günlük kıyafeti, diğer Arap giysilerinden biraz daha farklı. Tek parça, beyaz entarileri var. Bir kısmı ise belden aşağısına peştemal sarıyor. Bellerinde çok kalın, genelde altın işlemeli bir kemer. Hemen göbek kısmında, kemere asılmış kocaman bir hançer. Bu hançer “Cembiye” olarak anılıyor. On dört yaş civarına gelmiş tüm erkekler taşıyor bu kemeri ve hançeri. Hançer geleneksel, savaşmak için değil. Kavgada dahi hançer kınından çekilmiyor. Eğer taraflardan biri hançerini kınından çekerse bunun tek bir anlamı var, taraflardan biri artık ölmek zorunda. Ayaklarda ise sadece bir terlik. Ayakların görüntüsünü ise ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Sanki doğumdan beri yıkanmamış gibi.
Bunun bir nedeni, çoğunlukla erkekler arasında yaygın kullanılan “GAT” olabilir. Uyuşturucu etkisi olan bir bitki. Erkekler uyuşmuş durumda. Ülkede kullanımı yasal, hatta halkı uyuşturup daha iyi yönetmek için zamanında teşvik bile edildiği söyleniyor.
Aman yanlış anlamayın. Yalnızca üç beş kişi kullanmıyor bu bitkiyi, bebekler hariç herkes kullanıyor.
Bu kadar uyuşturucudan sonra ayılmak için en kuvvetli araç ise kahve. Osmanlı’ya bile bu diyardan yayılırmış kahve. Bizim alışık olduğumuz kahveye göre daha sert.
Osmanlı egemenliğinde de yaşamış ülke, Osmanlı sonrası İngiliz sömürgesi haline gelmiş. İngilizler, yüz yirmi yıl kadar hakim olmuş coğrafyaya. Hangi sömürgesinden ayrılırken ülkeyi tek parça halinde bırakmış ki zaten. Güney ve Kuzey, ancak 1990 yılında tekrar tek ülke haline gelebilmiş.
Eski şehirde pek Osmanlı’dan kalma yapı kalmamış. Şehrin göbeğindeki caminin Osmanlı’dan kaldığı söyleniyor fakat mimarisi o kadar Osmanlı mimarisinden uzak ki pek inanasım gelmedi.
Evlerin kapıları yol hizasından yaklaşık yarım metre yüksekte başlıyor. Sürüngenlerin eve girmelerini engellemek için olmalı. Binaların yapımında kalın kütükler, taş ve çamur kullanılmış. Yazda ve kışta evlerin içi ılık.
Dar sokaklar boyunca, sağlı sollu ufak dükkanlar var. Duvarın içi oyulmuş ve yaklaşık bir metreküplük alan açılmış. Bu oyuğa satıcı ve malları sıkışıp kalmış. Satıcılar tüm gün bu oyuğun içinde, yarı oturup yarı yatıp müşteri bekliyorlar.
Ne mi satıyorlar? Kahve, hançer, baharat, terlik…. Pek paketlenmiş ürün yok gibi. Her şey kiloyla. Demircilerin, baharatçıların, hançercilerin, ağaç ustalarının, taşçıların ve halıcıların olduğu bölümler, şehrin ayrı ayrı bölgelerinde.
Şehrin en etkileyici kısmı şehir kapısı. Şehrin göbeğinde bir eşşek pazarı dahi var.
Söylenen o ki, bu topraklarda çok erken yerleşik hayata geçildiğinden dünyanın ilk apartmanları inşa edilmiş. Gerçekten de eski şehirde dahi evler üç veya dört katlı.
Yalnızca çocuklar değil, tüm halk yabancılara karşı temkinli ve son derece misafirperver. Zaten sokaklarda kendi aralarında da pek kavga dövüş göremiyorsunuz. Sakin bir halk, büyüklerine karşı da son derece saygılılar.
Erkeklerin el ele tutuşarak sokaklarda yürümesi kendi kültürlerine göre son derece normal. Göbeklerinde hançer taşıyan peştemalli erkeklerin birbirlerinin ellerini okşayarak yolda dolaştığını görseniz ne düşünürdünüz?
Halk silahı seviyor. Herkesin evinde en az bir kaleşinkof. Şahin yetiştirmek ise ayrı bir tutkuları.
Eğer elinizle, yani çatal bıçak kullanmadan yemek yemek konusunda bir takıntınız yoksa son derece keyif alacağınız sofra bulacaksınız karşınızda. Özelllikle balıkların lezzeti inanılmaz. Diğer yandan, sakın kaliteli bir ortam beklemeyin. Yemekler çok lezzetli ama restoran beş masa, yirmi sandalye. Hijyen olmadan olmaz diyorsanız, Yemen’i görme fırsatını ise asla elde edemezsiniz.
Ama şimdi susturamaz beni, o kadar anlatacağım var ki.
Dünya’da bu kadar farklı bir ülke var mı bilemem ama Einstein yanılmamış, zamanda yolculuk yapabilirsiniz. Yanılgısı ise formülleri. Tek ihtiyacınız olan Yemen’in başkenti Sana’a ya bir uçak bileti.