Bali

Kalabalığın İçinde Yalnız Bir Ada

Bir önceki yazımı, Amerika’yı anlatmaya devam edeceğime söz vererek bitirmiştim. Ancak, bu arada Bali’yi gördüm. Ekvatorun öte yanı, insanı öyle etkiliyor ki, gördüklerimi, hissettiklerimi, etkisi azalmadan sizlerle paylaşmak istedim. O egzotik dünyayı kelimelere dökecek ustalığa sahip olabilmeyi isterdim. En azından fotoğraflar size biraz o havayı yaşatabilir diye umuyorum.

Uçaktan indiğinizde yüzünüze çarpan sıcak, nemli havanın içindeki sayısız güzel kokudan, taze çiçek, deniz, yosun, çimen, toprak ve daha pekçoklarını ayrımsamaya çalışırken fırlayıveriyor önünüze Balili gencecik, güzeller güzeli kızlar. Tüm içtenlikleriyle, sabahtan akşama kadar yaptıkları işten en küçük bir sıkılma belirtisi göstermeden takıveriyorlar boynunuza adaya özgün tarifsiz güzellikteki misler gibi kokan çiçeklerden oluşmuş kolyenizi.Yüzlerinde geniş bir gülümseme, bembeyaz dişleri koyu tenlerinde parlayarak adanın kapısını açıyorlar konuklara.

Bali, modern dünyanın içinde sıkışıp kalmış minik bir ada gibi görünse de harita üzerinde, aslında 80-100 yıl öncesinde kalmış, büyük ve gizemli bir gezegen gibi. Oradayken dünya yalnızca Bali’den ibaret, huzurlu, sakin yavaş akan bir su. Beş duyunuza cömertçe hitabeden, bunu yaparken de karşılık beklemeyen, ömür boyu kalınabilecek bir cennet. Burnunun dibindeki savaşlara arkasını dönmüş ve cennet olarak kalmaya kararlı davranmış gibi.

Binlerce adadan oluşan Endonezya’nın, turistlerce en çok tercih edilen adalarından biri Bali. Singapur’dan, çok da uzun olmayan bir uçuşla ulaşabileceğiniz, dünyanın en güzel ve en ucuz köşelerinden biri. Tapınma, dans, müzik, yemek, mimarlık, heykel, resim, el sanatlarının her türlüsü, doğanın en eşsizi, çiçeklerin en güzelleri, misafirperverliğin dünyanın hiçbir yerinde görülmemişi Bali’de sıradan olmuş artık. Milattan önce 3000 yılına kadar ulaşan tarihinin getirdiği bu özellikler, her Balilinin yaşam tarzı olmuş. 8. Yüzyıla kadar Budizm, daha sonra Hinduizm de şekillendirmiş kültürlerini. 19. Yüzyıl başında, kolları dünyanın her bir köşesine uzanan İngiltere, Baliyi de gözden kaçırmamış tabii. Ancak şans mıdır şanssızlık mıdır tartışılır, kısa süre sonra vazgeçip, Singapur’u kontrol altına almaya karar vermişler İngilizler.

Bu kez Hollandalılar’ın eline düşen adada, Balililerin işgale karşı Hollandalıları dehşete düşüren tepkisi, -Balililerin topluca intihar olayı -sonucunda, Hollandalılar ve belki de dünyanın yayılmacı pek çok ülkesi, bu minik adaya ve insanlarına saygı duymuş. 1942’deki Japon işgali ve 1945 yılında Endonezya’nın bağımsızlığını ilan etmesi süreci, 1963 yılına kadar işgaller, ekonomik krizler, ve fakirlikle sancılı geçen çılgın yıllar, -o yıl, büyük bir turizm hamlesi yapılması ve adaya geniş kapsamlı bir turist kafilesinin getirilmesi organizasyonu ile- bitecekti. Ancak Tanrılar Adası’na tanrılar öyle bir şaka yaptılar ki, uzun süre hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Gugung Agung yanardağı patladı. Binlerce insan hayatını kaybetti. Geri kalanlar açlıkla, hastalıklarla, yoksullukla yaşamayı öğrendiler. Tekrar refaha ulaşmaları 20 yıllarını aldı. Çeltik tarlaları üzerlerini kaplayan küllerin, yakıp kavuran lavların açtığı yaralarını sardı, yeni gelir kaynağı turizmin yıldızı ise gün geçtikçe parlıyordu. Başına ne gelirse gelsin sükunetle karşılayan adada 12 Ekim 2002 tarihinde, Müslüman teröristler tarafından turistlere yönelik olarak düzenlenen bombalı saldırı, turizme ve adanın güvenlilik imajına en büyük zararı verdi.

Bali öyle bir cennet ki herşey unutuldu. Denpasar Havaalanı ile, lüks otellerin güvenlik çemberi ile korunduğu özel bölge Nusa Dua’sı ile, bozulmayan, değişmeyen insanları, her evin bahçesindeki tapınakları ile yine turizmin gözbebeği oldu. Bali’ye seyahat ederken, hiç bir risk aldığımızı düşünmediğimiz gibi, orada da gece gündüz heryeri gezdik, hiç tedirgin olmadık. Nusa Dua’da oteller bölgesine her girişimizde güvenlik görevlileri ve polis tarafından arabamızın içine koca bir el feneri tutularak aranmamız dışında herhangi bir antiterör tedbiri ile de rahatsız edilmedik.

Nusa Dua’daki oteller bölgesi, bize göre adanın en temiz, en güvenilir, en konforlu bölgesi idi. Bir tatil beldesinde aranacak herşey, geleneksel ve özgün tadı bozulmadan, modern ve son derece medeni bir şekilde sunuluyor. Aslına bakarsanız kendinizi kral/kraliçe gibi hissediyorsunuz burada. Cennet gibi kumsalda son derece konforlu şezlongunuza uzandığınızda, karşınızda yaşarken görebileceğiniz en romantik kumsal-deniz-gökyüzü kombinasyonlu manzara, burnunuzda adanın yüzlerce çeşit çiçek-ağaç-bitki topluluklarının kokusu , kulaklarınızda sessizliğin sesi, elinizde tropik meyvelerinin en tazeleri ile yapılmış kokteyliniz, teninizde, muson mevsiminde bile sıcacık sarmalayan güneş. Dahası plajda bile rahatça yaptırabileceğiniz Bali masajı. Sayısız çeşitte deniz ürünü, taze sebzelerle hazırlanmış nefis salatalar eşliğinde, hiç tatmadığınız özel soslarla yapılan yemek servisleri. Oteller çok konforlu ve temiz. Hepsi Hint Okyanusu kıyısında muhteşem kumsallara sahipler. Alışveriş için hem otellerde hem de Nusa Dua’nın içinde alışveriş merkezleri bulunuyor. Ancak genellikle, -her zaman değil- adanın her yerinde bulunabilen ahşap oymalar, telkariler, gümüşler vs. burada daha pahalı satılıyor ve Bali’de alışverişin ‘raconu’ olan pazarlık, diğer yerlerdeki kadar kıyasıya yapılamıyor.

Evet, Bali’de alışveriş demek pazarlık demek. Bir mal asla ilk söylendiği fiyatına satılmıyor/ alınmıyor. Süreç söyle işliyor: satıcı sizi ısrarla çağırıp ya da peşinize takılıp malını gösteriyor. Siz mala göz ucuyla bakıp ‘ne kadar’ diye soruyorsunuz. Satıcı diyelim ’10 dolar’ diyor. Siz elinizi ‘boşversene’ anlamında sallayıp bir de ‘uuuu’ nidasını abartarak söyleyebilirseniz satıcı tava geliyor. Bu noktada satıcıdan gelen yanıt acemiler için düşündürücü. ‘Ne kadar verirsin’. Bu soru karşısında hazırcevap olmayı becerirseniz malı aldığınız fiyata siz bile inanamazsınız. Mala o kadar düşük bir fiyat söylemelisiniz ki adam üzüntü duymalı. Mesela ’50 cent veririm’. Tabii adam şoktayken onu gafil avlamak amaç. Ortalama olarak ilk söylenen fiyatın 1/5 ine satın alabilirsiniz ancak 1/10 una kadar da inmeyi başarabilirsiniz. Zaten herşey ucuz ama işin keyfi bu diyalogları yaşamak. Dünyada alışverişin bu kadar keyifli olduğu tek yer Nepal’dir herhalde. Böyle bir renk cümbüşü içinde, satıcıların şarkıları eşliğinde, basit bir terliğin bile bir sanat eserine dönüştürülebildiği ve bir damacana su fiyatına bir bavul dolusu eşya alınabilecek adada, benim favori alışveriş merkezim ‘Maymun Ormanı’nın hemen çıkışında, sağ taraftan başlayıp labirent gibi içerilere doğru ilerleyen Pazar yeri oldu. Genellikle gezi kitaplarında Kuta’daki Pazar yeri önerilir ama Maymun Ormanının yakınındaki Pazar gibi sevimli, neşeli bir yer değil Kuta. Eskiden turistlerin favorisi olan Kuta ve Jimbaran, bize ticari ve sevimsiz göründü. Yalnız Kuta’da ana cadde üzerinde bulunan ve Haute Couture batik elbiseler – bizim bildiğimiz batik değil, çok daha güzel görünüyor, batik olduğu anlaşılmıyor- satan butikte, sadece sizde bulunacak, eşi olmayan çok hoş elbiseleri çok ucuza -en pahalısı 35 USD- alabilirsiniz. Yine bu caddede ahşap üzerine gömülmüş ve cilalanmış deniz kabuklarından yapılmış harika aksesuarlar var. Bir de gümüşler, telkariler ve enteresan altın gümüş kombinasyonlu aksesuarlar var. Bunlar toplu olarak Celuk adlı köyde satılıyorlar, ancak oldukça pahalılar. Aynı ürünleri otelinizdeki butiklerden, tabii ki pazarlık yaparak ucuza alabilirsiniz. (Bali Denpasar Havaalanındaki Free Shoplarda bile pazarlık yapılıyor, utanmaya sıkılmaya gerek yok.)

Aynı şekilde Mas adlı köyde pahalıya satılan ahşap oyma heykelleri de otelinizde ucuza bulabiliyorsunuz. Dokumalar, sarong tabir edilen pantolonumsu etekler, ipekliler, el işlemesi terlikler, hakiki tarçından yapılmış mis kokulu tabak, tepsi, tuzluk, biberlikler, sepetler, süslü şemsiyeler heryerde bulunabiliyorlar ama en bol çeşit, en keyifli pazarlık, en rahat hareket, maymun ormanı tarafındaki Pazar. Para birimi Rupi. Hesaba kolay alışılıyor.Dönerken, sandal ağacı ve nilüfer kokulu olanlar başta olmak üzere bol bol sabun ve tütsü satın alınmalı. En bol çeşit Nusa Dua’daki alışveriş merkezi içindeki süpermarket. Bir de çeşitli Bali çayları ve son derece sert bir kahve olan Bali kahvesi unutulmamalı. Meyve, meyve ve çiçek tohumu gibi ürünleri Bali dışına çıkaramıyorsunuz. Bu konuda ciddi boyutta cezalar var.

Yemek, Bali’de bir ayin gibi. Deniz kıyısında mumlar ve tütsüler eşliğinde, bir kısmı tanıdık, bir kısmı pek bilmediğimiz, bir kısmı ise hiç görmediğimiz meyve, sebze ve deniz ürünlerinden oluşan, baharatın vazgeçilmez olduğu Bali mutfağında favori yiyecek deniz ürünleri, en çok da jumbo karidesler ve dev istakozlar. Bu ayine en uygun ortam ise Tanah Lot Tapınağı’ndaki yüksek kayalıklar üzerindeki restoran.

Tanah Lot Tapınağı gerçekten uhrevi bir havası olan, deniz yükseldikçe bir bölümü sular altına kalan, gün batımında geleneksel Bali dansının özgün kıyafetlerle, gerçek profesyoneller tarafından yapıldığı, kayalıklar üzerine yayılmış tam fotoğraflık bir mekân.

Aslında adanın heryeri, turizm acentelerinin reklamlarında görülen ve insanda dayanılmaz bir ‘orada bulunma isteği’ yaratan manzaralarla dolu. Sanur, Kuta ve Nusa Dua plajlarında kilometrelerce yürüyüp bol bol fotoğraf çekin. Plajlara doyunca otelinizden günlüğü 30-35 USD’ye sürücüsü ile birlikte bir araç kiralayın. (Tur şirketlerine paranızı kaptırmayın. Unutmayın, onların kişi başına 40 USD’ne satacakları turu siz ailecek aynı fiyata getirebilirsiniz. Sürücü, aynı zamanda rehberlik de yapıyor. Sadece 5 USD bahşiş verin, yetiyor. Çünkü Bali’de yaşayan halkın günlük kazancı sadece 1 USD imiş. Sürücünüz ve rehberiniz, siz alışveriş yaparken de çantalarınızı, paketlerinizi arabaya taşıyor, rahat etmeniz için herşeyi yapıyor.) Rotanıza Batubulan köyü ve klasik Bali turu başlangıcı olan dans tiyatrosu -Barong Dansı- ile başlamak isterseniz bir daha düşünün. Çok sıkıcı ve anlaşılması zor, çok da uzun sürüyor. Elinize hikaye ile ilgili çeviri veriyorlar. Hatta Türkçe çeviri bile var. Belki bazılarına enteresan gelebilir ama ben izlerken ızdırap çekmiştim.

Burayı atlarsanız, Celuk köyündeki gümüş atölyelerinin en büyük ve ihtişamlı görünenini ziyaret edin. Hepsine vakit ayırırsanız gün biter.Batuan’da yağlı boya tablolar, özellikle çektik tarlalarının resmedildiği eserler satın alınmaya değer. Ubud’a uzandığınızda resim galerilerini ve müzeleri gezebilirsiniz. Yol boyunca görülen tapınaklar, her evin bahçesinde, ailenin rahatça ibadet edebilmesi için yapılmış, Bali’de hayatın ayrılmaz parçasıdır. Günde 3 defa tapınakta dua eden ev halkı, içine yiyecek, sigara, çiçek ve para koydukları minik tabakları akşamdan tapınağın önüne koyuyorlar. Bu, tanrılara sunulan bir armağan. Ve dahası bu bir görev. Tabaktakiler eksildikçe tekrar yenileri konuyor. Tabak, özenle süsleniyor. Bu ritüel her gün tekrarlanıyor. Balililerin, Tanrının yiyecek- içeceğe, sigaraya ve hatta paraya ihtiyacı olabileceği inancına her ne kadar bizim inanmamız mümkün değilse de bir inanaç olduğu için sadece saygı gösteriyoruz.

Goa Gajah (içinde ibadethane bulunan antik mağara), Pejeng arkeolojik bölgesi, ve ‘Dünyanın Göbeği’ Pura Pusering Jagang Tapınağı, tarih ve arkeoloji meraklısı olanların kesinlikle kaçırmaması gereken yerlerden. Doğuya doğru devam edildiğinde, yol boyunca görülen tapınaklar alışıldık bir görüntü oluyor ve bu kez basamak basamak inen pirinç tarlalarının şaşırtıcı biçimde egzotik ve romantik havası ile karşılaşıyorsunuz. Kuzeye doğru gittiğinizde ise Gunung Agung Dağı’nın heybetli, ve sanki daha 5 dakika önce patlamış gibi kraterindeki dumanlarıyla karşınıza çıkıveren görüntüsüne çarpılıyorsunuz. Bali’nin en yüksek dağı, dev bir yanardağ ağzına sahip ve ne zaman bakarsanız bakın, simsiyah, kesif bir duman kusuyor. Karşısına konuşlanmış, Endonezya yemekleri sunan restoranlarda yemeğinizi alırken şaşkınlıkla dağı seyre dalıveriyorsunuz.İsterseniz, profesyonel dağcılarla bu dağa tırmanış yapabiliyorsunuz. Hala aktif olan yanardağa tırmanmak isteyenler hayret edilecek kadar çok.

Adanın kuzeyine en az bir tam gün ayırmak gerekiyor. Batur Dağı ve Gölü, Singaraja plajına kadar uzanan yol, eşsiz doğa, hayvanlar, tapınaklar, çeltik tarlaları manzaraları sunar. Adanın tadını çıkarmanın en keyifli yolu, köylerin, tapınakların, insanların isimlerini öğrenmeye çalışmamaktan geçiyor sanırım. Çünkü isimlerin akılda tutulması olanaksız. Sadece arabanızı istediğiniz yerde durdurun. Yürüyün, koşun, dalın, sörf yapın, yüzün. Doğanın sunduğu nimetler hiçbir yerde Bali’deki kadar bol değil. Acele yok, sakin yaşayın. Zaten adanın sükuneti sizi içine alacaktır.

Dünyanın başka yerlerinde bir arada yaşanamayacak pek çok macera, Bali’de aynı gün içinde yaşanabiliyor. Benim gibi biniciliğe gönül vermişlere en güzel başlangıç olarak atınızı kumsallarda, ormanda, dağlarda, köylerde, nehir kıyısında fütursuzca sürebileceğiniz, Kuta’daki The Umalas Equestrian Resort’tan alabileceğiniz 2-3 saatlik at turlarını tavsiye ederim. Çok ileri düzeyde binici olmanız gerekmiyor. Binicilikteki düzeyinize bakıp, ona göre at veriyorlar. Rotanızı belirliyorlar, ekipmanınızı veriyorlar. Size, dağ bayır demeden mis gibi havada, kuş sesleri eşliğinde atınızı sürmenin keyfini çıkarmak kalıyor.

Başka bir alternatif, rafting. Ayung nehrinde, dünyada pek çok ünlünün de tercih ettiği, çeşitli rotalar ve zorluk derecelerinde yapılan müthiş keyifli bir macera Ayung’da rafting. Ama bunlar tehlikeli işler, sakin birşeyler denemek isterim derseniz biraz ticari de olsa farklı bir aktivite olan, hem gece hem de gündüz yapılabilen fil safarilerini deneyin. Fil kesmezse, ağaçlarından maymunlar sarkan, şehrin içindeki koruluk ‘Maymun Ormanı’nda bir saat geçirin ve maymunların üzerinize atlayıp güneş gözlüklerinizi, cebinizden cüzdanınızı, kafanızdan şapkanızı alıp kaçırmalarının eğlenceli olduğunu sanan turistlerden biri de siz olun.

Yemyeşil, sulak pirinç tarlalarının arasında bisikletle dolaşıp rahatlayarak, ya da bisikletle tırmanış turları alıp Batur volkanına tırmanarak, Kintamani Gölü’nün kıyısında romantik bir yürüyüş yaparak sürdüreceğiniz gününüzü güzel bir Bali masajıyla tamamlayabiliyorsunuz.

Pekçok dinin etkisi altında tarihi şekillenen adada herkesin birbirinin inanç ve ibadetine saygı duyduğu görülüyor. Bir parçası olduğu Müslüman çoğunluklu Endonezya’nın aksine Bali’de fazla Müslüman yok. Adanın turizmde yükselişi ülkenin geri kalanını rahatsız edince buraya 2002 yılında düzenlenen terörist saldırı, dini kavgaların tek akılda kalan örneği olmuş. Balililer bu olayı esefle hatırlıyorlar. Onun dışında, tapınakların yosun tutmuş, yeşermiş nemli duvarları, tapınaklara girerken kadın-erkek herkesin giymek zorunda olduğu sarı, yeşil sarongları, evlerin, dükkanların önüne Tanrılar yesin diye bırakılan yiyecek tabakları, duaları, ayinleri, dansları ile Bali huzurun bulunduğu yer.

Bu uhrevi hava, bu sükunet, güleryüzlülük, mis gibi kokan çiçek kokulu tütsülerle ve kuş ve su seslerinden oluşan Bali müziği eşliğinde, Bali esansları ve yağlarıyla,minik elli ve ayaklı Balili kızlar Bali masajınızı yaparken size de işliyor. Kavga, gürültüyle dolu dünya çok uzakta kalıyor, koşuşturma sona eriyor. Yaşamın güzel yüzü kendini gösteriyor. Avuçlarını yüzlerinin önünde birleştirerek eğilip selam veren kızlar, size sizi memnun etmek istediklerini beyan ederlerken, siz biraz utanıyor, ama onların hizmet etmekten keyif aldıklarını gözlemledikçe mutlu oluyorsunuz.

Bali seyahati uzun bir uçuş gerektiriyor. Ancak yorgunluk çabuk atılıyor. Jet Lag masajı adı altında pazarladıkları masaj, yol yorgunluğunu ve saat farkının olumsuz etkilerini atlatmanıza yardım ediyor. Bali’de herşey gibi masaj da ucuz. Sahilde 5 USD. Otelde tertemiz odalarda özel bakımların da dahil olduğu paket masaj programları ise 35 USD den 250 USD’ne kadar çeşitli fiyatlarda sunuluyor. Pazarlık hep mümkün.

Oda fiyatları makul, yemek ucuz. En güzel manzaralı yemek Four Seasons Otel’de ve gün batımı Tanah Lot Tapınağı’nda. Nusa Dua’da restoran bol ve ucuz. Jimbaran’daki restoranlar turistlere tavsiye ediliyor ama ben temizliklerinden emin olamadım. Herşeyin fiyatını önceden sormakta yarar var. (Bir de Kuta’da Thai, Hint vs. restoranları bulunuyor. Yine de otellerde yemek o kadar güzel oluyor ki, gece dışarı çıkmak çok da şart değil gibi.)

Muson yağmurları mevsimi olan Aralık-Eylül arası da dahil olmak üzere sıcaklık 30 dereceye yakın. Hava kapalı da olsa, hatta yağmur da yağsa teniniz yanıyor. Ekvatora yakın olmanın etkisi bu. Mutlaka güneş kremi kullanmak gerekiyor. Her zaman ince yazlık giysiler, ama dağlık bölgelere giderken ince bir hırka gerekiyor.

Tanrıların adası Bali, dünyanın cennet köşelerinden biri. Dünyada böyle bir güzelliğin varlığını bilmek bile insanı mutlu ediyor. Yaşadığımız keşmekeşin içinde, ömrümüzde bir defa olsa bile Bali’ye kaçabilmek, hem yaşamın huzurlu, dingin, sakin yüzünü görmemizi, hem de kendi ruhumuzun aslında hep istediği ama hiç bulamadığı sessizliği yaşamamızı sağlıyor. Bir tapınağın ortasında durup kalbimizi, içimizi dinlemek, bir pirinç tarlasının göz dolduran şaşırtıcı yeşilliğinin taptaze kokusunu içimize çekmek, bembeyaz kumlar ayaklarımızın altında ezilirken, bazen yaşam veren bazen de alan Hint Okyanusunun masmavi sularında yürümek, kulaklarımızda tahta tokmakların metal şeritlere vururken çıkardığı seslerden oluşan ada melodileri, her nefesimiz için tekrar tekrar şükretmemizi sağlıyor bunca güzelliği yaratan ulu Tanrımıza.

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...