Elif Dedim Be Dedim

Elif Dedim Be Dedim, kaynak kişisi Hisarlı Ahmet, derleyeni Yücel Paşmakçı olan bir Kütahya türküsü…

Elif’i çok seven delikanlı, vereme yakalanır. Elif’in ailesi “Tedavi ol, iyileş, sonra evlenin.” der. Genç de uzak bir şehirde hastaneye yatar tek başına. Bir de yoksulluğu vardır ona refakat eden. Tedavi yanıt vermez bir türlü. Umut da bir yere kadar. Tükenir o da.

Kimsenin duyamayacağı kimsesizlikle örülmüş sessiz bir ağıt başlar hastane odasında. Yalnızlık, boğar diri olanı. İnsan; gurbetteyse, hele uzakta bir hastanede veremden yatıyorsa, iyileşmiyorsa ve aranmıyorsa bir de “Ölüm dediğin nedir ki gülüm? Ben senin için yaşamayı göze almışım.” diye yazdığı mektuba yanıt alamıyorsa boğulmaz da ne hisseder? Yok, yârdan haber yok! Göz, tabipte değil, kapıda, gelecek mektupta… Turnalar da haber getirmez bir türlü. Genç umutsuz, yıkılmış… Mümkünü mümkünsüz kılan yoksulluk varken yaşamak ağır yük. Yük, umuda çöker; alır başını gider umut. Umutsuzluk da veremi tetikler.

O yıllarda veremin tedavisi kolay değil. Verem, bakımsızlığın, yoksulluğun neden olduğu bir hastalık daha çok.

Tanzimat ve Servetifünun Dönemi romanlarında vereme rastlanır. Genç kız, sevdaya düşüp karşılık bulmazsa ya da aşka engeller varsa acı, vereme dönüşür. Bir modaymışçasına verem, roman kahramanlarının vazgeçilmezi olur. Yoktan değil, var’dandır onların hastalığı. Aşk acısıyla oluşan mı, yoksulluk nedeniyle oluşan verem mi daha inandırıcı? Temel neden açıklanmadan yazılan, söylenen her şey etkisizleşir.

Elif dedim be dedim aman
Kız ben sana ne dedim
Kuş kanadı kalem olsa aman
Yazılmaz benim derdim

Elifim noktalandı aman
Az derdim çokçalandı
Yetiş annem yetiş bubam aman
Mezarım tahtalandı

Delikanlı, varlıklı bir aileden gelmiyor. Varlıklı olsaydı daha sıkı bir tedavi uygulanır, yanında birileri olurdu.

“Elif dedim be dedim.

Bu dizedeki “be”yi, tasavvufi anlamada yorumlayanlar da var. Oysa salt bir ünlem, gönülden kopan coşkunun aktarımı… Bu “be”; ahenk ve ritim, seslenme katar türküye. Âşık halk edebiyatında saf söylemler, içtenlik vardır. Bu “be” de bu söyleme uygun. Kaldı ki hastane köşelerinde habersiz bırakılan delikanlının içinde bulunduğu koşulları da özetleyen bir ünlem. Bu “be”; ah’tır, çaresizliktir, Elif’e doymadan öleceğini bilmenin sesidir. Zaten bu dizenin ardından gelen dizede genç, bu ünlemini, kocaman sitemini “Kız ben sana ne dedim?” diyerek tertemiz dillendirir. “Be”, duyguya güç katan bir ünlem! Gönülde olamamanın sitemi!

Kuş kanadı kalem olsa aman/ Yazılmaz benim derdim.

Her şeyi özetleyen iki dize… Her dert, çekene yük… Delikanlı, “Kuşların kanadı kalem olsa benim derdimi yazmaya yetmez.” diyerek ateşine odun atar. Oysa gencecik daha… İlkyazında… O gönül, neler istemez ki?

Annesine, babasına seslenir sonra. Son sığınağına… Elif de yalan çünkü… Ne bir haber, ne bir ses… Elif, yok artık. Delikanlı, mektupsuz konulmanın sonucunda Elif’i noktalar. Tıpkı Arap alfabesinde bağlantı hemzesi olup okunmayan elif harfi gibi… Delikanlı da Elif’i okumaz, çağırmaz son nefesinde.

İnsan olma hakkı göz ardı edilmiş delikanlının ağıtıdır bu türkü. Soğuk yüzlüdür yoksul. Öleceğini, sonun geldiğini bilen genç, türkünün sözlerini yazdığı kâğıdı şapkasının altına saklar. Cenazesi memleketine geldiğinde sözlerin yazıldığı kâğıt bulunur. Yoksulun hastası mademki sorulmaz ağıt devreye girer. Bu türkü; Kaf Dağı’nın ardında bırakılmış, sanki hiç yaşamamış, sanki unutulmuş insanı görünür kılar, insanın biricikliğini onaylar. Türkü unutmaz.

Sitem var türküde. En çok da Elif’e, vefasıza…

Delikanlıyı hastalıktan çok, yalnızlık öldürdü. Yetersiz sosyoekonomik koşulların azgınlaştırdığı verem, “moral yoksulluğu”* ile birleşince ölüm kaçınılmaz olur. Bu yalnızlık, yüz yıla sığmayacak kadar büyük. Genç adam, yüreğinde Elif olsun istedi ama asıl istediği şey, Elif’in yüreğinde olmaktı. “Yâr beni ansın koz ile, o da çürük çıksın.” dercesine… Yeter ki ansın. Yürekte, onun yüreğinde olsun yeter ki!

Anladım ki hayatında birinin olmaması değil, birinin hayatında olamamakmış yalnızlık.” (Charles Bukowski)

— 0 —

* “Moral yoksulluğu”, Eric Hobsbawm’un yoksulluğu üçe ayırdığı oluşumundan biri. (Yrd.Doç. Dr. Mahmut Bilen, M. Kemal Şan, M. Kemal Aydın)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.