Cahildim Dünyanın Rengine Kandım (Ahirim Sensin)

Ahirim Sensin

Gençlik; genelde ayakların yere basmadığı, dünyanın alına, yeşiline kanıldığı dönem… Hayali gerçekmiş gibi yaşayanların büyük acısıdır bu dönem. Babasıyla “Leyla” uğruna tartışan ama babasının sözüne gelen Neşet Ertaş pişmanlığı…

“Vur patlasın, çal oynasın.” ya da aşırı zevk ve eğlence dönemi bitince Ertaş’ın kandığı dünyanın gerçeğiyle yüzleşmek için duvara çarpması gerekiyordu. Bu duvar, kendine gelebilmesi için gerekliydi.

Cahildim dünyanın rengine gandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım

Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Sözüm yok şu benden kırıldığıma
Gidip başka dala sarıldığıma
Göğnüm inanmıyor ayrıldığıma

Gözyaşım sen oldun kahırım sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Garip’im can yakıp gönül gırmadım
Senden ayrı ben bir mekân kurmadım
Daha bir gönüle ikrar vermedim

Batınım sen oldun zahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Cahildim Dünyanın Rengine Kandım türküsünün sözleri; sevdiği kadından ayrılan, ona kul köle olan bir adamı anlatıyor. “Ölürüm sevdiğim zehirim sensin / Evvelim sen oldun ahirim sensin.” diyerek uğruna öleceği sevgiliyi, “Leyla”yı ilan eder Neşat Ertaş cemi cümleye. Bu iddialı dizeler, yürekten mi yoksa birilerine inat mı olarak söylenmiştir, bilmiyoruz. Türküden anlaşılmıyor bu. Bilinen, anlaşılan şeyse aşkın bambaşka bir özellik taşıyor olması. Aşkı bambaşka yapan, unutanın da unutmayanın da iyileşmeyeceği gerçeğidir.

“İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman, ayrılmalarına yakın zamandır.” diyen Dostoyevski ve “Tanışmak ayrılıkta olur.” diyen Tuna Tüner’i yanıltmayan bir âşık var karşımızda. Günahlarını dökerken sevgiliye hiç yanlışlık yapmamış, sadık kalmıştır Ertaş. Ayrılırken sevdiği kadının ardından konuşmaması üstün bir özellik ama birini yaşamının tek amacı olarak görmek de körlüktür. Bağımlılık derecesinde bir aşk… Kara sevdalı, hastalıklı… Ertaş, kör âşıktır artık.

Körlük, pişmanlıkları, yaşanmışlıkları geride bırakmamak, insanlığın önceliklerine yer vermemektir. Çünkü aşktan çok daha üstün şeyler var. Hüzünlü yurt mesela… Mesela değerlerin yok edilişi… Çürümüşlüklere yozlaştırılmaya karşı gelmek mesela…

Ertaş, çok sevilen âşıktır. Ondan tüm riskleri almış bir parrhesiastes olmasını, yön göstermesini beklemek yanlış olmamalı. Gerçeği, salt gerçeği söyleyen bir parrhesiastes olmak, bu uğurda her tür riski, ölümü göze almak; elbette yüce bir eylemdir. Ertaş, bu eylem yerine sızlanmayı seçer ama.

Bu türküde yarın yok. Neşet Ertaş’ın düşleri dünle ilgili sadece… Yarını öldürmüş. Yürümek gerek oysa. İleriye yürümek… Geriye dönük yaşanmaz. Bir aşk uğruna hele…

Geride bıraktığın artık, sana ait değildir.” (Latinceden alıntı)

1 Comment

  1. Bu yazı bir türkü çözümlemesi değil, bir bilinç okuması.
    Ertaş’ın sesindeki sızıyı, felsefî bir derinliğe taşımanız gerçekten takdire şayan.
    Okurda sızı değil, düşünce bırakan bir yorum olmuş.
    Elinize , yüreğinize ,kaleminize sağlık .

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.