
İçinden, gizlice seven delikanlının gam yüklü kervanıdır bu Şanlıurfa türküsü.
Turna, haber getirip götüren efsanevi kuştur halkın belleğinde. Alevi-Bektaşi mitinde de Hz. Ali’nin karşılığıdır zarif turna. Pir Sultan’ın “Hazreti Şah’ın avazı/ Turna derler bir kuştadır.” dizeleri ünlüdür. Ahmet Yesevi “turna donu”nda, turna “Ali avazı”nda… Mit, kutsal sayar turnayı. Şamanların giysilerine turna telekleri takmalarının nedeni hem turnanın kutsallığını kendinde göstermek hem de bu kutsallığın tinsel gücüyle berekete ulaşmaktı.
Yeşil başlı telli durnam
Şimdi bizim elden uçtu
Aklımı başımdan aldı
Gitti başka göle düştüBir yar sevdim içerimden
Kan damlıyor gözlerimden
Nazlı yar gitti elimden
O da gurbet ele düştüDünya kadar olsun malın
Mevlâ’m artırsın kemalin
Güneş yüzün mah cemalin
Yazık dilden dile düştü
Kıyafet değiştirmek ya da biçim değiştirmek anlamına gelen “don değiştirmek” aslında başka varlık olarak görünmektir. Kutsal sayılan kişi; don değiştirerek farklı bir canlıya güvercine, geyiğe, turnaya dönüşebiliyor Türk mitolojisinde.
Böylesi kutsal bir kuş, ancak sevgiliyle özdeşleşebilirdi. Âşık da öyle yapar. Sevgilisiyle çağrışımların sembolü turnayı eşleştirir. Sevgili, belki don değiştirip turna olarak dönecektir âşığa, kim bilir!
Turnayı kutsal kılan, çok sevilmesini sağlayan diğer bir özellik de eşini yitirince tek başına bir yaşamı seçmesi, sadakati ve vefayı bilmesidir. Bu kavramların somut hâlidir turna. Mit, sadakati bileni unutmaz. Yeşil başlıyı hiç hele!
Turna zarafetinde olan sevgilide vefa, sadakat yoktur ama. Âşığı da yıkan bu…
“Şimdi bizim elden uçtu/ Aklımı başımdan aldı/ Gitti başka göle düştü.”
Âşığın turnaya benzettiği sevgili, başka illere göçüp başka göle düşer. Oysa o, turnanın kendi gönlüne düşmesini ister. Kendi gölüne… Başka göllere konan turnanın bir daha dönmeyeceğini anlayan genç, çöl gecelerinin gam yüklü kervandır artık. Haksız da değildir. Gurbete giden senden de gitmiştir.
Son dörtlükte sevgilinin malı mülkü olan biriyle olduğunu öğreniyoruz ama genç adam, maldan önce olgunluğa değer verir. Mal mülk, ne kadar çok olursa olsun, Mevla’dan olgunluğu artırmasını ister.
İnsan, olgunluğuyla sınanır, mal mülkle değil. Yüzünü aya, güneşe benzettiği sevgili, soysuz biriyledir başka ellerde. Adı kirlenmiş, dedikoduların odağı olmuştur artık. Âşık, sevgisinin değerini anlamayan sevgiliye yine de acır “yazık” diyerek.
Sevilenler, don değiştirip turna ya da yeşilbaşlı gövel ördek olur; döner gelir. Âşık da bunu ister. Bu isteği gerçekleşmeyince ilk kez farklı bir dönüşüm hayal eder. Bu kez turna, don değiştirip sevgiliye dönüşsün ister. Ama ne sevgili don değiştirip turnaya dönüşür ne de turna don değiştirip sevgiliye… Muhtemel olan gerçekleşmez. Axel Olrik’in “epik yasaları”, bu türküde gerçekleşmez.
Âşığın ağlaması, üzülmesi, değersizlik duygusuyla dolu olması; içsel tükenmenin ve bir adım ötesinde de “düşük öz saygı”nın belirtileridir. Olgunluğa önem veren âşık, yeniden yapılanmanın olağanüstü gelişimini yaşaması gerekir oysa. Ona da bu yakışır, sızlanmak değil.
İnsan gidene üzülür en fazla, o kadar! Sonra âşık, neden bu kadar çok sevilmek ister ki? Sevmek de sevilmek de oluştur. İradesiz gerçekleşir, kendiliğinden… İstenmez.
“Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür.” (Nietzsche)

İlk yorum yapan olun