
Boğulacaksan büyük denizde boğul demişler. Bence süper bir söz. Boğulduktan sonra ne fark eder diyenlere kulak asmayın. Köyün yakınındaki boklu derede boğulmakla, Pasifik Okyanusunda boğulmak katiyen aynı şey değildir, haberi bile farklı olur ikisinin. Her şeyden önce okyanusta boğulmaz, kaybolur insan. Öyle gizemli bir havaya bürünür okyanusta boğulanlar. Kaybolunca dalgıçlar arar, mercanların arasına falan bakarlar ama mümkünü yok bulamazlar seni. Köydeki deredeyse olay yerine traktörüyle intikal eden donlu dayılar vardır kadrajda. Kıçlarını kaşıdıkları kirli elleriyle çıkartırlar cesedini.
Her neyse ben sanatçının, sporcunun, iş adamının büyüğünü severim arkadaş. Mesela müteahhit misin, bana otuz katlı kırk katlı binalarla gel. Geçen gün televizyonda gördüm, genç bir girişimci “Biz falanca projesinde iki üç katlı binalar yapıyoruz” diyor. Oğlum bizim mahallede gecekondular bile en az dört katlı. Nasıl girişimcisiniz lan siz, niye bu kadar ufak işlere girişiyorsunuz? Adamı görmeniz lazım, temeli attık sonra da çatıyı çattık diyeceğine, bir de uzun uzun yaptığı işleri anlatıyor. Oğlum ara kat bile yok lan yaptığın binada. Youtube’da 15 dakika “Betonarme ev nasıl yapılır? videosu izlesem, ben daha iyi bina yaparım lan.
Küçükken bir keresinde babam beni hayvanat bahçesine götürdüydü. Nasıl heyecanlıyım, aslan göreceğim diye içim içime sığmıyor ama bir türlü o bölüme gidemedik. Fildi, aslandı, su aygırıydı, bunları görmek dururken biz yarım saate yakın ağaç sincabı seyrettik. Paran yoktur, sadece ufak hayvanlar ve kıllı böcekleri görebileceğin ekonomi sınıfı bilet alırsın anlarım ama gergedan görme imkânın varken hayvanat bahçesine gidip de minik maymunların şirinlikleriyle neden ilgilenir oğlum bir insan. En sonunda dayanamadım “Aslan, kaplan, gergedan göreceğimize niye Brezilya kümes hayvanlarıyla zaman kaybediyoruz?” diye sordum babama.
Büyük sanatçılar dururken, neden küçüklerin konserine gider insanlar bilemiyorum. Eğer daha ucuza geliyorsa seyrek git ama gittiğinde büyük sanatçı dinle arkadaş. Tatile giderken, Antalya’da oteller pahalıymış, oralar daha hesaplı diye Bilecik’e gidiyor musunuz siz? Nasıl bir mantıktır, nasıl bir ezikliktir bu küçük adam düşkünlüğü?
İnternette az önce gördüm. Gümüşhaneli Küçük Girişimciler falanca otelinde toplanmış da basın açıklaması yapmış. Şimdi bunlar küçük girişimci ya, elli tanesi bir araya gelince büyük olacaklarını sanıyorlar. Şu fotoğrafınıza bir bakın, toplaştıkça daha da küçüldüğünüzü göremiyor musunuz siz? Bari dağılın insan içine, seyrelin, fark ettirmeyin kendinizi.
Bir insan niye küçük oyuncuların filmini izler, büyük müzisyenler dururken gidip küçüklerini dinler bilmiyorum. Büyük yazar dururken genç romancı niye okunur? Ben büyük bir yazarı okumaya layık değilim gibi bir aşağılık kompleksi mi ya da ‘Küçük yazarın derdi de küçük olur’ gibi bir bakış açısı mı var acaba? Yok efendim, küçük şehirde yaşayan, sıradan insanların hikâyelerini anlatıyormuş. Hiç değilse büyük bir savaşı, tarihe yön vermiş bir devlet adamını falan anlatsana. Niye küçüldükçe küçülüyorsun? Bugün herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var: Küçük şehirde yaşayan insanların kornişon gibi tam olarak gelişemedikleri bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Arkadaşlar, birbirimizi kandırmayalım, bu çağda köye taşınalım, iki oda, çeyrek tuvalet bir evimiz, üç tekerlekli arabamız olsun anlayışıyla hiçbir noktaya varamayız. Büyük düşünmek zorundayız.
İnsanın düşünceleri zamanla değişiyor, benim de büyük adamlar konusundaki düşüncem değişti. Belki biraz geç fark ettim, meğer büyük sandıklarım o kadar da büyük değilmiş. Olsun.
Büyüklerden umut yoksa biz de kendi başımızın çaresine bakarız. Dostlarımız haksız şekilde tutuklanır, insanlar işlerinden atılır ve halk zulme uğrarken, ülkenin rejimi bir oldubittiyle değiştirilmek istenirken ben okurlara yol gösterip de “şöyle yapın” diyecek değilim. Ancak umudumuzu kırmaya çalışan bu kural tanımaz iktidara karşı ‘Hayır’ demenin ötesinde, ufak ufak birlik olmak zorundayız.
…
Haydi ben bensiz geleyim,
sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var,
soyunalım iki can,
dalalım şu ırmağa, hadi.
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,
bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.Bu ırmakta ne ölmek var bize,
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.Durma, çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
Senin şanına sadece gelmek yaraşır.Mevlâna
