<< Çalakalem <<
Yazı ve artalan renk seçimi : Seçenek-I- | Seçenek-II- | Seçenek-III- | Seçenek-IV- | Seçenek-V- | Seçenek-VI- | İlk Durum



Kamerun

Ben bir Coşkun Aral hayranıyım. Özelikle belgesellerini soluksuz seyredenlerdenim. Geçenlerde televizyonda kendisiyle sohbet ederlerken, Dünya'da bir iki ülkeyi görmediğini söyledi, mesela Kamerun'u görmedim dedi. "Gezi zekâlı" olarak kendimi Coşkun Aral ile karşılaştıramam bile. Ama onun görmediği bir ülkeyi görmüş olmam beni çok heyecanlandırdı.

Havaalanı…..
Afrika ülkelerinin bazılarının havaalanları ilk görüşte Miami'ye geldiğinizi düşündürebilir. Ancak kapıdan çıkınca Afrika'da olduğunuzu anlayabilirsiniz.

Douala havaalanı ise tam tersi size hemen Afrika'da olduğunuzu hissettiriyor. Öyle ki Afrika ile ilgili bir film çeksem muhakkak bu havaalanını kullanmak isterdim. Havaalanı Afrika'yı anlatıyor size. Valizler havalarda uçuşuyor, kimin kim olduğu belli değil. Karman çorman. O karışıklıkta valizlerden birini almayı unutmuşum. Otele vardığımda fark ettim ve havaalanına geri döndüm. Beyaz adamın burada Doğu Afrika'daki kadar havası yok. Almadılar içeri, herkes birbirini iterek kaba kuvvetle iş yapmaya çalışıyor. "Heyt Huleyynn" diyerek üç beş kişiyi iteledim aldım valizimi. Ama bunun yine de çok tavsiye edebileceğim bir hareket olmadığını söylemeliyim. Çünkü Kamerun bir Nijerya kadar tehlikeli olmasa da çok güvenli bir ülke olduğu da söylenemez.

Kamerun tarihi, diğer Afrika ülkelerinin kaderinden çok farklı değil. Portekizler, Almanlar, İngilizler, Fransızlar hepsi sırayla ele geçirmiş ve sömürmüşler ülkeyi. Ülke 1960 lı yıllarda bağımsızlığını ilan etmiş. Günümüzde hala ağırlıkla Fransızların ve biraz da İngilizlerin etkisi altında. Zaten ülkede resmi dil iki tane; Fransızca ve İngilizce. Ve hatta öyle ki insanlar ve kültürler de bu kırılımda.

Batı Afrika'da yer alan Kamerun'un başkenti Yaounde ülkenin ortalarında ve okyanustan uzakta. Liman şehri olan Douala ise ticaretin merkezi.

Biz de bu yüzden ilk ziyaretimizi Douala'ya yaptık.

Su hayattır…………..
Otelimiz "Le Meridien". Otelin yeri de şehrin en nezih bölgesinde. Otelin hijyeni bir Afrika ülkesi için gayet iyi. Ne kadar iyi bir tercih yaptığımızı bizim otele çok yakın başka bir otelde kalan Fransızlarla tanıştığımızda anladık. Onların oteli de çok iyi bir otel ama su akmıyormuş. Sonra anladık ki şehrin en büyük sorunu su. O yüzden insanlar yıkanamıyor, şehirde nem de fazla olunca, kokuyorsunuz. Tanıştığımız tüm insanların kendine özgü farklı kokuları vardı. Ne kadar bizim otelimizde su da olsa biz de bir süre sonra koktuğumuzu fark ettik. Çünkü nemin etkisi ile gün içinde defalarca terledik. Her seferinde otele gidip duş alamadığımızdan da doğal olarak biz de koktuk. Ama bir süre sonra bu bizi rahatsız etmemeye başladı. Alışılan koku bir süre sonra size normal geliyor ve rahatsız olmuyorsunuz. Hayatta her şey böyledir aslında. Kokunun bol olduğu ortamda kokuyu hissetmezsiniz bir süre sonra.



Her ne kadar resepsiyondaki görevliler bizi engellemeye çalışsa da biz dışarıda bir turlamaya çıktık. Eğer sokağı tanımazsanız, ülkeyi tanıyamazsınız ve amacınız bu ülkeye mal satmaksa her şey sokağı yani halkı tanımakla başlar.

Her yer yeşil, ortalık öğrenci dolu. İnsanlar güleç yüzlü. Bizi de çok garipsemiyorlar. Birçok Afrika ülkesinde yürürken garipsendiğimi hissetmiştim, burada pek öyle değil.

Bizde sıradan bir pastane veya market görünümündeki yerler, Doula için en önemli yerleri olarak anılıyor. Gıda toptancıları, çamurun içinde mallarını satmaya çalışıyorlar.



Hava sıcak ve nemli olmasına rağmen insanlar uzun kollu giyinmiş, şort giyen yok gibi. Sonradan anlıyoruz ki kanalizasyon alt yapısı yok gibi bir şey. Karayolunun iki yanı lağım ve sivrisinek olma ihtimali yüksek. O yüzden insanlar açıkta pek yerlerini bırakmak istemiyorlar.

Afrika ülkelerinde en büyük tehlike sarı umma. Aşısı var, on yıl sizi korur. Gitmeden muhakkak yapmalısınız. Sivrisinekten alacağınız virüs sizi bir günde öldürebiliyor. Diğer bir tehlike de sıtma. Sıtma için haplar var ama biz almadık. Orada yaşayan bir Türk bize nasıl sıtma olduğunu anlatınca oldukça irkildim. Şiddetli ateş, bayılma, kusma, baş dönmesi belirtileri. Bize uzak bir virüs ama orada insanlar çok garip karşılamıyorlar ve alışmışlar.

Kulağım rahatsızlanıyor, Türkiye'de doktorumu arayıp ilaç tavsiyelerini alıyorum. Amerika'da olsa bunları reçetesiz almam mümkün değil, ama hemen bir eczaneden ilaçları edindim. İlaç Türkiye'ye göre ucuzdu ancak alım gücüne bakılırsa yerel halk için pahalı olmalı.

Uzaklarda Anadolu Kokusu……
Yiyeceklerden bulaşabilecek virüslere karşılık çiğ yiyecek yemedik. Şehrin okyanus kıyısı olduğunu da düşündüğünüzde ağırlıkla ızgara balık yemeye çalıştık.



Tavsiye edilen restoranların birisi hemen okyanus kıyısında yeşillik bir alanın içerisindeydi. Üstü başı kir pas içinde tırnaklarının içindeki topraklardan çiftçilik yaptığını düşündüğümüz beyaz bir bayan bizi karşıladı. Meğer oranın sahibiymiş. Nereden geldiğimizi öğrenince gözleri doldu boynuma sarıldı. Ve kırık bir aksanla Türkçe konuşmaya başladı. Ailesi uzun yıllar önce göçen bir Ermeni. Anadolu'yu, topraklarını özlemiş. Osmanlı zamanında Anadolu'yu terk etmek zorunda kalan Ermenilerin hüzünlü hikayelerini daha önce de dinlemiştim Afrika'nın çeşitli ülkelerinde. Kendisi birkaç kez gitmiş ata topraklarına, ama artık iyiden iyiye yerleşmiş Doula'ya artık burada ölürüm diyor. Bize çok güzel bir balık yaptı. Çatal bıçak kullanmadan ellerimizle yedik balığı okyanusa karşı. Yemeğe başladığımızda hemen yanı başımızda olan okyanus, yemek sonunda gel-git in etkisiyle çok uzaklara gitmişti.



Anadolu'dan rüzgarla buralara savrulmuş sadece bu Ermeni aile değil, Rum iş adamlarına da rastlıyoruz. Türkiye'ye hala gelip giden bu aile işlerini Kamerun'da oturtmuş, 40 yıl önce geldiğimizde buralar toz dumandı diyorlar. Gerçi bana göre ortalık hala toz duman.

Bize bir gün sonraya randevu verdiler ama randevuya oldukça geciktiler, sonradan anladık ki Yunanistan'da oynayan Türk dizilerini Kamerun'dan da seyredebiliyorlar. Bize gecikmesinin nedeni de diziyi seyredip gelmesi. Biraz samimiyetten sonra bunu bize itiraf etti. Rum bir ailenin Kamerun'da Türk dizisi seyredeceğini düşünmemiz bile olası değildi.

Kabileler………..
Batı Afrika'daki bir çok ülke gibi Kamerun'un da temel yapısını Bantular oluşturuyor. 200 civarında kabile var ve 24 ayrı kabile dili konuşuluyor. Kabileler sosyal hayatta da fertlerini kolluyorlar. Her ne kadar Hıristiyanlık ve Müslümanlık hızlı bir gelişim gösterse de benim izlenimin halkta Animizm'in temel inanç olduğu yönünde. Yazının odağını kaybetmemek için Animizm'den çok bahsetmeyeceğim ama çok eski bir din olan Animizm'i incelerseniz bu dinden miras bir çok geleneği bizlerin bile hala uyguladığını görünce şaşıracaksınız. Türklerin eski dini Şamanizm ile çok benzer özelikleri bulunuyor.



Cesaretiniz ve zamanınız varsa Doula ziyaretinde yapılacak en ilginç aksiyon herhalde şehir dışına çıkmak olurdu. Coşku Aral olsaydı öyle yapardı. Maalesef bizim amacımız belgesel çekmek olmadığı için şehrin içinde koşuşturduk.

Siyah adama güvenme, Beyaz Adama hiç güvenme….
Eğer bir malı satmak istiyorsanız birinci adım güvendir. Ticaret güvenle başlar. Kamerun topraklarında bunu tahsis etmeniz çok zor. Ticaretle uğraşanların çoğunluğu işlerini dolandırıcılık üzerine kurmuşlar. İnsanlar çok kazık yedikleri için çok dikkatli yaklaşıyorlar.

Ben uzun uzun anlatıyorum nasıl da güvenilir olduğumuzu, sonuçta bir yerli değiliz diye de vurguluyorum. Sonradan anlıyorum ki yerli olmamak daha da kötü. Her gelen beyaz adam atmış kazığı yerlilere.

Doğru ya ne bekleyebilirsiniz yıllarca sömürülmüş bu topraklar hem de zorla. Şimdi ticaret yapmaya çalıştığınızda da yüzlerce yılın ağırlığı biniyor omuzlarınıza.

Aynı havaalanı…………….
Birlikte seyahat ettiğim arkadaşım kendisine bütün ayrılıkların hüzün verdiğini, Douala'dan ayrılışın da hüzünlendirdiğini söylediğinde ben pek oralı olmadım.

Aklımın kalmadığı yerden ayrılmak her zaman bana kolay gelmiştir. Yeni bir Kamerun seyahatimde Douala'nın dışını da programa koymak ümidiyle ayrılıyorum.

Uçağın giriş kapısına kadar bir satıcının size mal satmaya çalışması mümkün değil deseniz de Douala'da mümkün. Duty free diye anılan bölgede dahi satıcılar peşimizi bırakmıyor. Kazıklandığımızı bilsek de "uğurdur, uçacağız" diyor üç beş hepsinden ufak tefek bir şeyler alıyoruz.

Uçak ağzında hosteslerden korkularından olsa gerek uçağın içine girmeye cesaret edemiyorlar.



Ercan Karaefe (Ocak-Eylül 2013)

                               



Görüş, öneri ve eleştirilerinizi çal@kalem'e yazabilirsiniz.

Ana Sayfa