<< Çalakalem <<
Yazı ve artalan renk seçimi : Seçenek-I- | Seçenek-II- | Seçenek-III- | Seçenek-IV- | Seçenek-V- | Seçenek-VI- | İlk Durum



Alemdağ'da Var Bir Orman Katliamı

Alemdağ, Çekmeköy, Polonezköy, Beykoz, Riva ormanlarının ne kadar eşsiz güzelliklere sahip olduğunu çoğu İstanbul'lu bilmez. Doğrusu ben de buralara taşınmadan önce bu bölgede böylesine dokunulmamış, çok farklı canlı türlerini içinde barındıran bu kadar büyük bir orman olduğunu bilmiyordum. 2009 yılı sonunda Alemdağ'a taşındım ancak daha önce de Çekmeköy ormanlarında çok bisiklet sürdüm. Kaç kere kaybolduk birbirine benzeyen yollarda anımsamıyorum. Ormanda yalnız başıma ilerlerken, toprağı örten sarmaşıkların içinde bir kıpırtı, bir homurtu ya da bir kanat sesi duyduğumda, yüz yıllık meşelerin arasındaki yangın yollarında bisiklet izi gördüğümde içim rahatlar. Aslında, yalnız olmadığımı bilirim. Baharda başka bir heyecanla geliriz ormana, çuhalar açmış olur, sarı, kırmızı. Yeni yılın ilk günü gibidir nevroz ormanda. Yaşamın ilk günü. Baharla birlikte kaplumbağalar çıkar yolunuza. Sonra coşar börtü böcek. Böğürtlen toplarız Ağustos ayı boyunca. Buradaki ormanın meşe, kayın, kestane, gürgen, çam ağaçları kadar önemli bir özelliği de fundalık alanlar. Ormanın içinde elli metre yürüyemezsiniz. Bu fundalıklar, sürüngenler, kuşlar ve çok sayıda canlı türü için uygun bir yaşam alanı sağlar. Biliyor musunuz beni ayı kovaladı bir keresinde. Yani ben ayı sanıyordum. Meğer yaban domuzuymuş, hem de kovalamamış, benden kaçarken yönünü ayarlayamamış, öyle söyledi köylüler. Sonra alıştım. Kaç kere karaca, yaban domuzu, yılan, tilki, sincap, karatavuk çıktı yoluma.

               

                     

......................................................................................................................................................................


         

         

Sait Faik'in Alemdağ'da Var Bir Yılan öyküsünü bilirsiniz. Sait Faik, olgunluk döneminde o çok sevdiği İstanbul'dan ve insanlarından sıkılmıştır. "İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır, esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek. Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor." diye yazar. Sonra sözü Alemdağ'a getirir: "Güzel yer, güzel yer Alemdağı. Şu saatte on beş metrelik ağaçları ile, Taşdeleni ile, yılanı ile… Ama kış günü yılanlar inindedir. Olsun. Hava Alemdağı'nda ılıktır. Güneş, yaprakları kıpkızıl yaprakların içinde doğmuştur. Gökten parça parça ılık bir şeyler yağmakta, çürümüş yaprakların üstüne birikmektedir. Taşdelen parmak gibi akar. İçimizi şıkır şıkır eden bir maşrapa ile önce içimizi, sonra çırılçıplak soyunarak dışımızı yıkıyor. Su içmeye gelen bir tavşan, bir yılan, bir karatavuk, bir keklik. Polonezköy'den şerefimize kaçıp gelmiş bir keçi ile alt alt üst üste oynaşıyoruz." diye anlatır Alemdağ'ı Sait Faik.

Bizans döneminde bugünkünden biraz daha geniş olarak, Beykoz'dan Alemdağ'a kadar olan bütün alan ormanlarla kaplıymış. Meludion denilen yerde Bizans İmparatoruna ait bir av köşkü varmış. Osmanlı döneminde de bu bölge orman alanı olarak korunmuş, İstanbul'un odun ve kömür ihtiyacının önemli bir kısmı Çekmeköy bölgesindeki ormanlardan karşılanırmış.

Biliyorsunuz, bugün, binlerce yıllık ormanlarımız katlediliyor, yeni bir köprü yapmak uğruna, yüzyıllık ağaçlar kesiliyor. Baharda ağaç dalları ile kapanan, yürürken bile zor geçtiğimiz yollar bir günde bozkıra dönüşüyor. Bunun adına gelişme diyebilir miyiz, şehirleşme denebilir mi bu katliama.

Bu katliamı yapanlar: Siz testereler, kepçeler, iş makineleri ile ağaçları sökerken, sadece o ağaçları değil, tarihimizi, öykülerimizi, anılarımızı, en önemlisi binlerce canlıyı öldürdüğünüzü biliyor musunuz? Kıpır kıpır fundalıklar, arkanızdan, hareketsiz, durağan bir çöl parçasına dönüşüyor. Buralarda çalışan arkadaşlar, ihaleyi alan firmaların yöneticileri, bu projeye beton, asfalt, malzeme sağlayan şirketlerin yetkilileri, sizler ne yaptığınızın farkında mısınız? Gündüz ağaçları kesip, gece nasıl uyku giriyor gözlerinize? Patron istedi diye veya ekmek parası kazanmak için bir canlıyı öldürebilir misiniz? Şimdi yangından mal kaçırır gibi, hızlıca yaptığınız bu katliam, hiç kuşkunuz olmasın, ileride firma firma, isim isim, herkes tarafından öğrenilecek. Binlerce yıllık ormanı, üç gün içinde unutur mu sanıyorsunuz burada yaşayanlar? O zaman, nasıl çıkacaksınız insan içine, hangi yüzle bakacaksınız çocuklarınızın yüzüne?

İnsanların hiç mi vicdanı kalmamış diye düşünürek, tarifsiz bir sıkıntı ile kesilen ağaçların yanından, dereye doğru inerken bir yılan görüyorum. Beni fark edince acele etmeden çakılların içinden uzaklaşmaya başlıyor. İçim bir anda umutla doluyor. Evet ağaçlar kesildi ama yılanlar henüz burada.

 

Ufukta gri bulutlar beliriyor, güneş birazdan batacak. Bisikletimi Nişantepe'den aşağı, Çatalmeşe'ye doğru sürüyorum. Beş dakika sonra Reşadiye yokuşunun başındayım. Alemdağ'da karanlık, serin bir sonbahar akşamı. Testereler susmuş, doğacak günü bekliyor. Yılanlar ininde, baharı bekliyor. Ağaçlar, yaprakları gökyüzünde, kökleri toprakta, testereleri bekliyor.

Dostlar, peki siz neyi bekliyorsunuz?                                                                                                                                (Ekim 2013)



Burak Kaya (Ocak-Eylül 2013)

                               



Görüş, öneri ve eleştirilerinizi çal@kalem'e yazabilirsiniz.

Ana Sayfa