Ruhumda Sızı

Nesimi, bir daha mucize duymayacak biri gibi bakıyor.

Çarşaf gibi bir ummanın ortasında bir kayık… Umman da gök de masmavi… Uçsuz bucaksız ummandaki küçük bir kayıkta Nesimi… Uzayda herhangi bir yer gibi uzak bu umman da… Nesimi’nin bedeni burada da ruhu uzaklarda… Dilinde bir türkü… ‘Ruhumda Sızı’ türküsü… Nesimi’nin sesi acı çekiyor. Ummanın sularını, göğün sonsuzluğunu ya da tüm mavilikleri içse sızı dinmeyecek. Karşılık bulamamış bir şeyler var bu sızıda. Nesimi’nin gözlerinde, dönmeyeceğini bile bile birini beklemenin acısı var. Ruhunda, birinin hiçbir zaman dönmeyeceğini anlamanın sonsuz acısı var. O ruh sızlıyor. O ruh yanıyor. Nesimi’nin sesi de sözleri dert kokuyor. Nesimi acı çekiyor.

Bu nasıl bir derttir dermanı yoktur
Bedenimde degil ruhumda sızı
Görünmez bir yara acısı çoktur
Bedenimde degil ruhumda sızı
Oy oy ruhumda sızı

Sevilen bir yürek var ama o yürek karşılık vermiyor. Umulan var ama umulan, yüz çeviriyor. Üstelik sevilen, umulan çekip gidiyor. Nesimi dağlanmış. Nesimi İkiye değil, bin parçaya bölünmüş. Sızı, bedende olsa iyiydi, çaresi vardı. Sızı, bedende değil, ruhun derinliklerinde… Bunun çaresi yok işte. Yara görünmüyor ama çok sızlıyor Nesimlerin ruhu hep mi böyle sızlar mı?

Nesimi, mucizesiz bakıyor.

Paylaşılamayan derdin yarası büyüktür, daha çok acıtır. Nedir yaran Nesimi? De. Dağlarına karlar mı yağdı? Seni görünmez yaralara salan, seni dağlayan kim? Gelemeyecek birini mi beklersin Nesimi? Sızın buysa o birinin gelmeyeceğini bilmek çok acıtır. İnsan, Nesimi, insan ikiye değil bin parçaya bölünür, Sızın bu mu? Sızın buysa geçmez. Geçmez de sen Nesimi, sen Sivas’ gitme. Nesimler neden hep böyle sızı çeker?

Nesimi, mucizesine bakıyor, göremiyor.

Kurşunsuz hançersiz kansız bir yara
Hiçbir tabip buna bulamaz çara
Keşke Mansur gibi çekseler dara
Bedenimde degil ruhumda sızı
Oy oy ruhumda sızı

Sözler uzaklara akıyor. Ta çok uzaklara… O çok uzaklara Nesimi gidemiyor, akamıyor. Bir tek gözleri gidiyor. Ruhu geride… Gözlerinin yuvaları oyulmuş. Koca iki çukur… Ummanın ortasında mavi çaresizlik… “Keşke Mansur gibi çekseler dara!” der gibi bakar gözleri Nesimi’nin. Dara çekseler de kurtulsam der gibi bakar. Öyle bakma Nesimi. Öyle bakma, akla gelen başa gelir, derler. Öyle bakma! Nesimiler hep böyle yalnızlık mı kokar? Sen yine de gel vazgeç, Sivas’a gitme Nesimi.

Sözler uzaklara, çok uzaklara akıyor. O uzaklarda bir şey var. Uzaklarda ağlayan birileri var. Toz var, duman var, ateş var O çok uzaklarda ne var Nesimi, de hele sende ne var? Bu yangın de neyin nesi? Sen Nesimi, sen müneccim misin? O yangını sen nasıl gördün? Gel gitme Nesimi, Sivas’ta yangın varmış.
Nesimi, çaresi elinden alınmış biri gibi bakıyor.

Doktoru lokmanı yok ilacı yok
Görünmez göz ile hiçbir izi yok
Saplandı sineme görünmez bir ok
Bedenimde değil ruhumda sızı
Oy oy ruhumda sızı

Dermansız dertlerdesin Nesimi. Ne doktor ne lokman çare bulabilir sana. Sinende ok da var hançer de ama yara yok. Sızın çok mu derinde? İçine mi doğdu Nesimi? Sana bir şeyler mi ayan oldu? Sen o yangını nasıl gördün? Sakın Nesimi, sakın gitme Sivas’a. Sivas duman, Sivas yangın yeri…

Didelerim nemli kan ağlar gözüm
Ruhum yara aldı sızlıyor özüm
Bu halimden vâkıf tek cura sazım
Bedenimde degil ruhumda sızı
Oy oy ruhumda sızı

Gözlerinde yaş kalmadı Nesimi, yapma böyle. Yeter, bak gözlerin kanıyor. Ruhunda bir ateş tutuşmuş yanar ha yanar. Acını bilen bir tek curan var. O da sana benziyor. O da uzaklarda… O da yaralı… Ser verir de sır vermez. Ne oldu Nesimi, sen uzaklarda sen Sivas’ta geleceğini mi gördün? Ayan mı oldu sana? Sivas’ta bir şeylerin olacağı içine mi doğdu? Sivas’a gitme Nesimi. Sivas’ta şer var şimdi.

Yeter Nesimi bu feryadım yeter
Biliyom yanıyom Kerem’den beter
Her ah eyledikçe dumanım tüter
Bedenimde degil ruhumda sızı
Oy oy ruhumda sızı

Yeter diyorsun Nesimi. Kerem misali yanıyorum diyorsun. Ne Kerem’i Nesimi, ne Keremi? Kerem efsane, sen sahisin. Senin ateşin essah… Akıllarına koymuşlar Nesimi. Seni essahtan yakacaklar. Nesimi, gel gitme Sivas’a. Varma Madımak’a. Sen kendi canına değil, diğer canlara yanarsın? Sızın bu değil mi Nesimi. Sızın bu…

Sana o kadar dedim. Nesimilerin yazgısı karadır, gitme dedim. Ben sana Sivas’a gitme dedim. Madımak’a varma dedim. Seni Bruno gibi yakacaklar, dedimdi. Sen Nesimi, neden gittin Sivas’a? Madımak’ta seni madımak gibi kavuracaklar dedim. Dön gel, dedim. Bu işte bir şer var, dedimdi. Havada şer kokusu var Nesimi, gitme dedimdi. Ben sana bunları dedimdi.

Onlar iki cihanda yüz görmesin Nesimi. Onlar cehennemin harında yansın. Senin ateşine odun atanlar gülmesin.

(Elif, ne olur bir ardıç ağacı bul. Nesimi’ye bir cura yap. Nesimi’nin curası Madımak’ta yandı, kendi gibi. Bir tek telleri kaldı. Curayı yaptıktan sonra Nesimi’yi diğer Nesimi’ye götür. Bizim Nesimi çalsın, bizim o Nesimi söylesin; bizim o Nesimi çalsın, bizim bu Nesimi söylesin.)

Elif el medet, Nesimi’ye bir bağlama!

Nesimilerin yazgısı neden hep aynı? Birinin derisini soyarlar, birini ateşe verirler. Nesimilerin mucizelerini neden yakarlar?

Amma velakin… Ha söyle de söyle.

1 Comment

  1. Sivas illerinde sazım çalınır. Pir Sultan Abdal’ın şu sözlerinin altı kalın kalın çizilmeli:”Cehennemde hiç ateş yoktur, herkes ateşini bu dünyadan götürür.”
    Erhan Karakahya

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.