Sahip Olmak

Endüstri toplumları, makineler tarafından üretilmeyen her şeye, doğaya karşı saygısız ve umursamaz oldular. Günümüz insanları, mekanik ve cansız olan şeylere, güçlü makinelere ilgi duymaktalar.

Eskiden ekonomik davranışlar, ahlaki kurallar tarafından belirlenmekteyken kapitalizmle birlikte ekonomik davranış, ahlaktan ve genel değerler sisteminden ayrılmıştır. “İnsan için iyi olan nedir?” sorusunun yerini “Sistem için iyi olan nedir?” sorusu almıştır. Sistemin gerektirdiği bencillik, açgözlülük ve sahip olma ihtirasının, insanın doğumundan gelen özellikler olduğu ileri sürülmüştür. Oysa bu özelliklerin olmadığı ilkel topluluklar günümüzde bile bulunmaktadır.

İnsanın doğasında “sahip olmak” ve “olmak” eğilimleri birlikte bulunurlar. Ayrıca yaşamda kalma güdüsü de “sahip olmak” duygusunu güçlendirir. Ama bencillik ve tembelliğin insandaki öncelikli özellikler oldukları fikri yanlıştır.

Dünya düzeni gereği, insanlar, olabildiğince çok şeye sahip olmayı hedefliyorlar. Kaynaklar sınırlı olduğuna göre, çok şeye sahip olabilmek ancak başkalarının daha az şeye sahip olabilmesiyle mümkündür. İhtiyacı olduğu için değil sadece sahip olma isteğini tatmin etmek için sahiplenme gayreti, yani açgözlülük, başkalarının sahip olduğuna göz dikmeye neden olur. İnsanları sahip olduklarına göre değerlendiren ve sınıflandıran sistem açgözlülüğün başlıca nedenidir. Herkes biraz daha fazla şeye sahip olmak istediği sürece sınıflar oluşmaktadır. Sahip olmayı farklı seviyelerde başarabilenler farklı sınıflar oluşturmaktadır. Açgözlülük, toplumdaki sınıflar arasında sürekli bir savaşa yol açmaktadır. Sonuçta sınıflar ve hatta uluslar arasında savaşlar kaçınılmaz olmaktadır. Açgözlülük ve barış bir arada olamazlar.

Davranışların sahip olmak ilkesine göre ayarlandığı durumda, kişinin dünyaya karşı tavrı, sahip olmak, elde etmek, hükmetmek biçiminde belirir. Böyle bir ilişkide, insan kendisi de dâhil olmak üzere her şeyi, kendine mal etmek, kendinin kılmak ve mülkiyeti altına almak ister. Tüketim, günümüz aşırı üretim toplumunun belki de en önemli sahip olma biçimidir. Tüketilen şeyin kişiden geri alınması imkânsız olduğu için, bu durum korku duygusunu azaltmaya yarar. Ama her tüketilen şey tüketildiği andan itibaren, tüketiciyi tatmin edemez hale geldiği için insanlar, yeniden ve daha fazla tüketime yönelmek zorunda kalırlar.

Sistemin geliştirdiği bencillik duygusu, politikacıların kişisel başarılarını, toplumsal sorumluluktan üstün tutmalarına neden olmaktadır. İnsanların çoğu şimdiki rahatlığı, ilerideki acılara tercih etmektedir.

Sahip olmak güdüsünün alternatifi olan olmak güdüsü ile hareket edebilen insanlar asıl amaç olan mutluluğa, kendilerini geliştirdikleri oranda ulaşabilirler. Sahip olmanın amacı kendisi dışındakilere odaklanırken, olmak kendine odaklıdır.

Sahip olma güdüsüyle hareket eden öğrenciler, anlatılanları yorumlayıp özümsemek yerine sadece not almak ve bu şekilde aynen hafızaya yerleştirmek için çabalarlar. Olmak isteğinde olan öğrenciler ise anlatılanları not etmekle kalmaz, duydukları ile kendi bildikleri arasında anında paralellik kurarak kendi düşüncesini geliştirmeye yönelir. Bu sayede, iyi sunulmuş, ilginç bir ders sonrasında kendine bir şeyler katar.

Sahip olmak biçimli davranışta konuşan iki kişi, sadece kendi görüşlerini en iyi şekilde savunmaya odaklanır. Kendi görüşlerini değiştirmeyi düşünmedikleri gibi karşısındakinin de görüşünü değiştirmeyeceğine inanırlar. Olmak davranış biçimine sahip kişi yeni fikirlere açıktır. Yeni düşüncelerin gelişmesine katkıda bulunabilir.

Sahip olanların otoritesi, fiziksel bir güce dayanır. Bu güç yok olduğunda otorite de son bulur. Olmak ilkesine dayanan bir otorite ise tehdide, rüşvete, emir vermeye değil gelişmiş kişiliğe bağlıdır. İnsanların üniformalar ve unvanları, kişiye yetki veren kaliteler olarak kabul etmeleri, kendiliğinden gerçekleşmemiştir. Otoriteyi ellerinde tutanların yarattığı yapay gerçeklik, özdeki gerçekliğin üzerini örtmüştür.

Sahip olmak ilkesinde inanç, akılcı bir kanıtı bulunamayan şeyler konusunda bir çözüme sahip olmaktır. Kişi bu durumda başkaları tarafından formüle edilmiş bazı klişeleri, kendi inancıymış gibi benimser.

Sahip olmak güdüsünden kendimizi kurtarabildiğimiz ölçüde olmak ilkesine yaklaşabiliriz. Bunun için öncelikle sahip olduğumuz şeylere sıkı sıkı sarılmaktan vazgeçmemiz gerekir.

İnsanların “olmak” uğruna “sahip olmak” duygusunu tamamen terk ettiği tarikatlar vardır. Bu durumda da asıl motivasyon bir guruba dahil olmak, böylece güce ve sosyal statüye sahip olmaktır. Bir şeylere sahip olmak için başka şeyleri feda etmekle gerçek anlamda “olmak” amacının karıştırılmaması gerekir. Burada odak noktası insanın kendisi değil gene çevresidir.

Sahip olmayı görüp tanımlamak kolaydır. Olmak ise yaşantılara ve bazı içsel süreçlere dayandığı için tanımlanması imkansızdır. Sahip olmak kolaydır, kısa sürede insanlar birçok şeye sahip olabilirler. Ama olmak uzun bir süreçtir.

Kaynakça: Sahip Olmak ya da Olmak (Erich Fromm) Arıtan Yayınları

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın

Yanıt Ver

E-posta adresiniz yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...